13 Mayıs 2020 Çarşamba

ab-i nafi...

Uzun zamandan sonra, geceler günlerin içine girdiği yerde şakağına dayanıyordu patlamak üzere bir silah gibi kalem.. 
arka da yine mor ve ötesi..sanki onsuz olunca eksik kalıp, yitecekmiş gibi..
her şarkısından bir İnsan, bir yaşanmışlık, bir anı çıkartabiliyordum ne de olsa..

-------------------------------------------------------
35 den sonrasını bana tarif eden çok insan olmuştu.. bazı şeylerin şarap gibi olacağını, hayatın uslanışını.. her geçen bir deneyim katıyordu muhtemelen...
bana göre olabildiğince yumuşadı uçları, fosforlu olan tüm renkleri dışarısına atmış gibi.. biri birşey söylediği zaman ne evet, ne hayır demek gibi.. ne derlerse sadece gülümser gibi..
yeni yaşına 1 gün kala... biraz daha yaşlanırken... biraz da fıçılar da ekşimeye yüz tutarken..

Küçük sevgilim başladı.. bu şarkı bana söylendiği seneler de rengarenk günlerin içinde savrulmuş, çarpa çarpa iniyordum halbuki yolları. 21-22 li yaşlar.. daha cesur bir hayat belki de.. şarkısını hatırladığın hayat ve anılar bir bakıyorsun ki yüzleri silivermiş arsızca.. anısı kalmışta, izi silinmiş gibi.. bir yengeç hikayesi gibi.. bir mavi kapıydın sen der gibi.. biraz hüzünlü, biraz arsız..

Hiç dengen yok derdi.. ya en uçtasın, ya en yakında..buna paralel olarak geçen bir hayatla, en kalabalıklardan en yalnız kentlere..  şerefe...

Sonra hayat başlar.. feneryolunun her odasında çalar bu şarkı..  bir aile yok.. sadece genç bir kız ve herşeyi konuşabildiği bir ağbi.. insanların kapı aşındırdığı günler.. savruk, dağınık.. her huzurun için de saklanmış bir huzursuzluk. tüm oda duvarları şarkı sözleriyle yazılıp çizilmiş , duvarlarda yer kalmamışta.. öyle bir sorgulama.. öyle bir arayış.. öyle bir eksik.

kırık düşler, aynı yalnızlık.. öyle azaldık ve yıprandık ki.. kafamız karışık. değişmek zor.. dünya yıkılsa anlamazlar.... ve hayat, herkes evindeyken dur dedi artık... ve hayat herşey yolundayken dur dedi artık.. ve hayat ki canına tak etmişti.. sus dedi artık.. ve hayat.. - mor ve ötesi / hayat

bir hayat.. bir hata.. bazen hayatının yerini, üstünden altına değişiyordu.. geri kalan herşey bir an da seni oraya oturtup bağlıyordu da.. kollarını artık oynatamıyordun..

ben 83 yılında feneryolunda doğmuş o kız... bütün bir mahalle tarafından büyütülmüş.. onlarca ağbi, onlarca abla, cici anneler... çıkmaz sokakta abileriyle kukalı saklambaç oynayarak, yakartopta vurulmamak için saatlerce koşan.. sokakta bulduğu her hayvanı eve getiren.. kirpilerle bile arkadaşlık eden.. özgürlük parkı çocuğuyum.. 1998 yılında yaz ağbicim ile başladı tüm hikayelerim.. gören gözlerim ellerimin aynası oldu ve yazdım. gecenin en dip kısmında 37,5 derece ateşle eksilen her hikayeyi ceplerimden çıkartmak için oturdum bu gece makinamın başına.. 36 yaşımda geçireceğim son 1 güne inat.

Umudun yanında mı? hayatın hep zorda mı? gururun yanında mı? nerelerden geçtin de.. yine mi hüzün var niye.. kendini bilene sor. yine mi hüzün var niye? niye?

----------------------------------------------------------------------------------
3 senedir buralardayım. bir öncesinde de 2 sene akyaka.. dostlarımla bir mum üflemeyeli, onların göğüslerine sarılmayalı geçen bomboş seneler gibi her biri.
şahşahlı uzun sofralardan, kapanan mekanlardan sonra.. belki de bana yakışan hüzüne uygun bir yerdeyim.
-----------------------------------------------------------------
Adalet dünya ölçüsü birşey değildi sonunda.. sahip oldukların elbette ki seni sen yapıyordu.. ama gücün yoksa.. bu güç fiziksel değil elbette. imkan, para, maşa ve daha ne istersen buraya koyabileceğin.. bir yere kadar arayabiliyordun o adaleti.. bir yere kadar biraz ince bir pamuğu basmak istiyordun kalbine.. tam iki kaburganın arasından sonra elini sokarak..hafiflesin diye.. ama olmuyordu. olmayacaktı da.. yeri burası değildi belki de.. kabullendikten sonra hafifliyor duman..

hayıflanma kısmı mı? hım o biraz bazen kalabiliyor.. bilmiyorsun.. her zaman böyle..

bilmediğin sadece o olmuyor bazen..

-------------------------------------------
36 sene..
güçlü bir insandı. hatta belki de bir çok yaşıtı erkeğin onu kıskandığı. onun gibi olmak istemesi gibiydi gücü.. bir çok kadının hep yanında olmayı istediği türden bir güç. güzeldi de.. sahnenin bana geldiği, ve ışık denildiğinden habersiz günlerin en iç kısmıydı belki de.. bu hayatta dayandığım en bana kalan, bana vasiyet bir ruh gibiydi ruhu. biz babasız büyümüş kızların sevdiği o güven gibiydi.
mutsuzdu. mutsuz olan bir insan nerde görsem giderdim peşinden.. belki de ben değil , istanbul böyleydi.. kendi gibiydi onunla yaşayan insanlarda.. her insandan onlarca hikaye çıkarıyordu şehir.. herşey acil olarak kayseri uçağına binmemle başlamıştı belki de. hep insanlar da o güveni ararken belki de bu sefer benim güvenime tutunmak istermişcesine... en yakın dağlarımdan bir diğerinin yanındaydım..kimse bana artık dokunamazmış gibi..
herkesin tanıdığı değildi. benim yanımda ayrıydı..çocukluk zamanlarında da hatırladığım gözlerinin içi parlayan o insandı.. odama yerleştim.. sabah 4,5 ta lobide bekliyorum diye gitti..
heyecanlıydım. ozaman heyecanlanmak sanırım korkmak ve başına gelecek bir olay icin olmuyordu.. kanın daha farklı akar gibiydi belki..
hava simsiyahtı.. odamın ısrarla çalan telefonuna uyanmıştım.. kendi halime bırakılsam uyanamayacağımı hepimiz biliyorduk belki.. ısrarla uyandırmaya çalışıyordu lobi.. ısrarla uyandım. yüzümü yıkayıp, giyinip indim.. başıma ne geleceğin bile bilmeden.. kahvesini içiyordu karanlığa karşı.. geldim dedim.. beni görünce gözleri parladı... ona soramazdın.. nereye gidiyoruz, neden, niçin gibi sorular.. sadece bekler görürdün. alışmıştım.. tanıdıkça öğrenmiştim belki de..
kapının önünde bizi bekleyen 2 kişinin yanına gittik. muzur bir gülümse vardı yüzünde.. bir araca bindik.. hala yolun nereye çıkacağını bilmeden... ve arabanın durduğu o an...kapadokyadaydık.. balon turunda.. hayatımda hep merak ettiğim , ama bir gün gideceğim diye cümleler kurmadığım o yerde.. sabah 6 ya geliyordu ve hadi dedi.. artık balonumuza binelim..  belki de o gün hiç birşeye itiraz etmediğim, gönlümdekini görmüş.. ve kendini sal rüzgara denilen o yerde binmiştim o balona.. saatlerce hava da kaldık.. bilmediğim her yerini anlattı bana ürgüp'ün.. beynimden hikayeler yollara doluşuyordu.. gözlerimin her gördüğü ile büyüleniyordum.. uzun turun sonunda saat 10.00 gibi inmiştik balondan.. bana kimsenin yapmadığını yapmış, belki de ağbimden sonra ilk defa o muzur ve neşeli kızı görmemi sağlamıştı..
bundan sonra her şehire beraber gidecektik her iş için.. beraber gezmeyi, dertleşmeyi,yalnızlıklarımızdan kaçmayı, gülmeyi öğrenmiştik... saatlerce gülebilmek gibiydi zaman.. ağırlıklar yok olup gidiyordu her zaman... öyle de olmuştu..
Ne zaman işten bıksak, ne zaman hayat durmayı unutacak noktaya gelse İzmir'e atar olmuştuk kendimizi... herşeye inat.
hayat ve insanlar bazen bizlere sunulan birer armağandır.
ona iyi bakamadığımız bir çiçek gibi elbet solar ve kurumaya mahkum kalırlar..
insanlar her zaman ruhunuza birşeyler katarlar..
sizi bugüne kendinizin getirebilmesi imkansızdır işte..
insan değdikçe, çarptıkça, yontçukça  sizi olmanız yere getirirler..
onun gibi..

--------------------------------

çok sevdiğim şeylerden kaçmaya başlamıştım.. ilişkiler de bunlardan biriydi.. içimde dibi bucağı olmayan bir maneviyat.her tutunduğum şey de daha bağlı kalacakmışım hissi ile beni kemiriyordu.. bu yüzden kafamı çevirmeye, kendi sesime bastırmaya kullanıyordum kalan tüm enerjimi.. artık bağımlılığım artmıştı ve durmuyordum.

hep böyle öğrenmiştim..sen de öyle, öbürü de böyle.. ve o azalana kadar geri dönmeyeceğimide biliyordum.. yeni hikayelere vuruyordum kendimi.. sonra başka bir hikaye daha. hiç tamamlanmayacak iki turuncu balığın hikayesine geliyordu yine sonu..

ceketimin yakasında bitmeyen bir kurbanın onuru..

her şekilde olman gereken yere ayakların seni geri getiriyor ya işte.. geri dönüyorsun artık herşeyi sildim dediğin yerde.. gidip kapıldığın maceralardan daha da yorulmuş..
sana gitme demiştim der gibi bakarken  hayat.. ve  yine aynı yerdesin.. aynı yüz, aynı bakış.. gelecek günler farklıları değil, tam da benzerleri dediği yerde teslim oluyorsun ona.. sivri uçların biraz daha yontulmuşken..
sonrası onun da dediği gibi benzerleri oluyor..

--------------------------------------------
akyaka...
dün gibi gidemezsin dedikleri sesleri duyduğum yer de başlatmıştım herşeyi.. kaçmam gerekiyordu.. Olandan,bitenden, kayandan, gidenden..ailemden..bağlarımdan..acılarımdan... sadece son nefesimi çekip içime hızla koşmam gerekiyordu.. ve yine herkesin söylediğinin hep tersini yapmakla ün salmış gibiydi beynim.. gitmiştim..
yalnız kalmayı da başaracağım dediğim yer de bunu başaramamış bir başka hikayeye teslim olmuştum... gidilecek başka bir yer kalmamış ve şarkılarım beni artık kurtaramıyordu..,
çaresizlik tüm ruhumu bir bir kaplıyordu. baktığım da gördüğüm  o deniz artık bana hiç birşey ifade etmiyordu.. hayatım da en yeni duyguların içine gömülmüştüm.. arada kalıp can çekişimi tepeden izler gibi..

bu hayatta tüm hatalarımı insanlara güvenerek yapmıştım. tüm kaybedişlerim, her sabah uyandığımda göğsümde oturan o ağrı buydu.. inanç, seninle bağlarını kuruyordu..  en renkli günlerden, herkesin içinde filizlenirken.. en büyük acılara karşı koymaya alışıyordun da.. güven kırıldımı bir daha sen sen gibi bakamıyordun..
şehirleri alt üst ettiğim, güveninde uyuduğum. tüm manevi bağlarımı zincirlerle bağladığım insanlar... yeni bir hayata tercih ederken ellerimin arasından fırlatmıştım belki de.. daha küçük, kalbi karanlıkta kalmış  bir cocuğun hayallerine tutunmak , kendimde yapamadığımı artk onda yapabilmek içindi belki de herşey.. yitiş bunun adı...
ve bütün renkleri yitirip, o inancı korayamadığım gün gelmiştim bu kente.. gidilecek bir şehir yoktu ve şarkılar duralı çok olmuştu.. hatırladığım herşeyi not ediyordum siyah kalın kapaklı defterime.. belki birgün yollara dağılırlar diye umud ederek..

---------------------------------------
Her yitiş , bir parçamı daha götürmüştü.. öfkesini dizginleyemeyen bir dosta içimden, yalnızlıgı bileni tehdit edemezsin der gibiydi bakışlarım artık.. sadece sıramı  bekliyordum belki de..cebimde binlerce anımla..

her insandan onlarca hikaye çıkıyordu işte.. yüzleri silinmişte.. tadı kalmış gibi..
bir kahvenin 40 yıllık hatrı gibi..

yarının ne getireceğini bilmediğimiz bir girdabındayız artık.. hele son zamanlarda hep beraber bu kadar tarihi günler yaşarken... gecenin en ayaz vaktinde hem yazıyor hem düşünüyorum.. her zaman ki gibi özlüyorum.. bu doğum günüm başka.. bambaşka.. bazılarını çok özletirken bazılarının yaralarını gösteriyor.. kafamı kumun altına sokmak istiyorum..

gözlerimi kapıyorum.. ellerimi açıyorum.. heryer kanatlarım altında.. kollarım hezarfen.. süzülüyorum da bir bir herşeyin üzerinden.. nelerden vazgeçiyorum bir düşünsene..

hayko başladı .. sahibi yok.. nasıl acıtır bu şarkı.. diyorum.. herkesin hayatımdayken anlamadığı bir şarkıydı benim için.. Bir en derin ruhuyla Orçun anladı diyorum her seferinde.. ben bu şarkıyı ne zaman dinlesem bir tek onun nasıl hissettiğini anlıyorum.. hayat ne garip diyor yine cümleler etrafımda dönerken.. insanlar her seferinde bir yol seçer. ve kendi gibilerden uzaklaşır.. son doğum günümde son doğum günü hediyem bu da benim. Orçun Baba, şerefe... ve bu şarkının o hatrına. çok sene oldu belki.. bu şarkıyı dinlediğimiz o günlere..

sonra Pınar geliyor aklıma.. tabi ki kuzen olan pınar... kendi arzu ve hırslarımıza bir o kadar savrulmuş günlere bakıyorum.. kendi isteklerimize.. kendi çemberimize o yönelişlerimize.. bir yanım her zaman ağbimden sonra en çok onu severdin diyor..
kendi kendime gücendiğim o noktada bırakıyorum tüm kelimelerimi.. şüphesiz aile hiç birzaman bağ kavramını tamamlayamamıştı bizler de.. büyük aileler de yoktu belkide.. ama bir manevi güven duygumuz vardı.. inandığımız.. belki de tüm şarkılar bunla başlamıştı... en eskiye gidiyor gözlerim... çok uzak yollardan geldin ve  beni bir abla olarak bağdat caddesine dondurma yedirmeye götürürsün belki diye bekleyen o çıkmaz sokakta ki kıza.. mtv nin karşısından kalkmayan bir başka ablaya.. zaman geçince yaş kapanıyor.. zaman geçtikçe yaşıt oluyorsun artık.. bir bakmışsın büyümüşsün.. kazık olmuşsun.. en iyi dostun oluyor.. en iyi ailen.. en güvendiğin diğer bir dağ.. araya ince uçlar giriyor.. sürtüyorda kesiyor.. tutamıyor ellerim...
bırakıyorum.. hayat artık nereden ne getirecekse diyerek, ceketimi alıp yeni bir türkü söyleyerek bu sefer.. ve bir bakıyorsun. en büyük dağların yıkılmış.. kaybetmişsin..
içinde ki sesi hep bilsende.. duymak istemezcesine..
kırılınca belki de nefesini tutmayı öğreniyorsun.. uhdesi kalıyor.. sızım sızım sızlıyor.. kırılan bir parmağın her soğuk gördüğünde için için sızladığını bilirsin ya hani.. tedirginleşir hayat.. tedirginleşir içinde ki tüm özlemler..

Vedat'ın dostun olmayı öğreneceğim dediği yere geliyor ayaklarım ha bire.. hangi anıdan kaçsam yeni bir anıya tutunuyor duruyorum ansızın..  beni bir sen severdin böyle büyük diyorum içimden... facebook'u açıyorum.. artık benim dahil olmadığım profilini açıyorum inceden.. gizlenerek.. kendimden gizlenerek.. kızlarına bakıyorum.. buruklaşıyorum. yalnızlaşıyorum. Hayko söylüyor:
Bir şansım olsa, neler dilerdim.. mutlu edebilmek için.. hep yanımda ol. o bile şans.. yalnız kalmam çok zor.. belki tükettim gençliğini, çok özür dilerim pardon..  gördüğünüz mapus bedenim.. pırangam sadece beynim.. haayat sahnesi. devam da olsa...bukez söz güleceğim..

hoşgeldin 37...
kemiklerimde izlerin.. ruhumda yanışın..hayat bir masalmış diye çıkıyorum sokaklara.. kimseyle konuşmamaya özen göstererek yürüyorum aralarından..
kelimeler geçiyor beynimden sokaklara çarpıyorum bir bir.yine özlüyorum..
Göremediklerimi.. ama her zaman yanımdaymış gibi beni konuşanları.. Erenimle içtiğim rakılarımı özlüyorum.. Gökhan'ın söylenmelerini.. Yasemini özlüyorum sonra.. yaa out deyişini.. belki bu yaz bir araya geliriz egenin bir sahil kasabasında diyorum içimden.. Şahende'yi özlüyorum.. Her zaman yolumdan cıkınca tutuşunu.. Hadi artık açılsın kapılar gel diye inliyorum. Aysunumu özlüyorum. Kuzum benim diye elini yüzüme götürüşünü.. Başak'ı özlüyorum . kuzenlerimi özlüyorum. Pınar'ı.. Özgeyi.. ikisini ayrı ayrı özlüyorum bu sefer.. Ulaş'ı özlüyorum. Yine bana kızacak birşeyler bulmasını.. Orçun'u özlüyorum.Onat'ı özlüyorum. Kafamızı yanımıza almadan dolandığımız o kadiköy sokaklarını özlüyorum.. Kadiköy'ümü özlüyorum.. Evimi özlüyorum. Özleyerek yeni bir yaş daha alıyorum. Eskiyorum , ekşiyorum. Dolanıyorum da bir daha çözülemiyorum..
Vakit geldi diyor Her güzel şey biter derken arsız yüzüyle..
bir masalın içinde kayboluyorum yeniden... hiç uyanmamacasına..

-------------------------
önceden ben tektim.. öncesinde bir melektim..
hep önümde bir şua ve nurdu var olan bebektim..
Her tarafta tarlalar var hep çiçekli ben de ektim..
Artık suları beklemek gerekti benim için.
Düşman edinip düşman olmamak gerekti bunun için.
Ben köstebektim yoktum ortalarda yurdum yerdi.
Ve saklanırdım en derinde katlanırdım her bi derde..her bir çileye..
Yeryüzündeyim güneşte benle.
Kamaştı gözlerim bu bedenim hep savaştı.
Gölgemin arkasında görkemim kaldı.
Ben bi kuştum artık, güneşle arama perde
Geceyle aramız iyiydi bence.
Kanatlarımdı rüzgar bu gönlümdeyse aşk var.. akılsa donmuş..
Bir yunustum buz tutan denizlerin dibinde suskun
Oltar ve ağlar birer mayın gibi.. bir çığlık duydum sanki yapmayın demiş gibi deniz de ağlar..
Ben bir okyanustum. Şimdi yağmur oldum.
Orman oldum.
Bir kuş oldum.
Akrep oldum.
Oğlak oldum.
Yaprak oldum.
İnsan oldum..
Ben de yandım, ben de ağladım.bir boşluktaydım ve bende toprak oldum.



Iclerinde magaralar..

 Birkaç kelime... Bir takım cümleler.. Burda dursun.. kalanları avanelerimin cebine koyacağım(!) Birgun lazım olursa diye. İnsanın en acılı ...