Burda dursun.. kalanları avanelerimin cebine koyacağım(!) Birgun lazım olursa diye.
İnsanın en acılı hali bence en yalın en malt hali. Bunu bilmeyene bunu sununca sana böğürmek diyebilir. Dememesi gerekir. Ama iste bilmediğinden zaar. Diyebilir. Yapabilir. Edebilir. Boyle durumlar da arkana yaslanıp derin bir nefes almalısın. Sonra da şah damarından bile yakın olan tek güce sunabilirsin şikayetini. Herseyin vaktini o bilir.
Kucuk mu görüyor karşındaki görsün. Eziyor mu kendince. Belki de o da böyle var olduğunu hissediyor su goz açıp kapayıncaya kadar bitecek ömürde. Bırak mutlu olsun. Tum o dağlar onun olsun. Sen bildiklerini söyleme. Sen doğrularida söyleme. Daha once söylemen gereken yerde söylemediğin o gerçekleride verme ona. Ne demişler.. Her şerde bir hayır vardır. Hatta belki bu şerde bin hayır vardır. Belki de sana sunulan en büyük armağandır bu insanların olmadığı yerde nefes almak.
Cok şükür.
Emanet diye bir cümle var. Sadece izelin şarkısı o da.
Hic kafaları sevilmemis gibi bazı insanlar. Öyle bir nefret. Öyle bir öfke.. Öyle bir savaş...
2 eylül.. annem gideli 19 gün oldu.. ondokuz gün... bir an ne uzun geliyor... bir an ne kadar az...
ben hala ne yerdeyim, ne gökteyim.. nerde olmadıgım bir boşluk gibi buralar.. bu yer... sanki bir çukur olmuşta.. içine düşmüşüm.. nefesimi tutmuşumda.. çömelmiş duruyorum.. bir an oluyor... nasıl çıkacağımı biliyor gibi hissediyorum. bir an oluyor herşey kapkaranlık oluveriyor.. heran birbirinden farklı gibi... bir yanım sıkılıyor.. bir yanım korkuyor... bir yanım hep aynı soruyu soruyor; kalp bu kadar yorgunluğu daha kaldırabilecek mi ?..
güceniyorum.. bir an oluyor kendime güceniyorum.. niye ben diye ona güceniyorum. niye yine bana diye kızıyorum.. herşeye, heryere güceniyorum. gülümseyene güceniyorum.. hayatın devam ettiği yerde her seferinde daha çok yoruluyorum.. insan bu kadar çok olmayanın anısı ile nasıl yaşayabilir?
cevabı bilsemde vazgeçiyorum. ansızın herşeyden vazgeçiyorum. cevaplardan kaçıyorum. bu sefer istemiyorum... bu sefer bu acıyı taşımak istemiyorum.. kalbimin üzerine elime koyuyorum her saniye.. nasıl yapacağım diyorum.. acıyor biliyorum diye sessizce sesleniyorum. benim bu sefer her yerim acıyor..yanıyorum..
yine uyuyamayacağım dediğim yerde kafamı yastığa koyuyorum. bağışıklığım diyorum.. hergün biraz daha yok oluyor gibi soluyorum.. sabaha kadar nefesimi tutuyorum.. halbuki geceyi en çok ben severdim diyorum sessizce... bitsin diye sessizce duruyorum.. ansızın durmaksızın güneşi beklerken buluyorum kendimi...
yaz hadi dedi.. yıllar onca ağbim.. yaz ağbicim.. öfkeni yaz.. üzülmeni yaz.. kızgınlıpğını yaz.. acılarını yaz.. yaz ağbicim....
yaz dedi.. ablam..eskiden cok yapardın.. yine yaz...
gecenin bu saatinde bir hışım aldım makınamı elime.. belkide eskiden en çok kaçtığım yeri hatırlamış gibi... sığınabileceğim tek yer kalmış gibi...
yeni başlayan ve asla tamamlanmayacak bir hikayeye yeniden tutunmak gibi... mutlu geçen bir cocuklugun tüm intikamı senelerce elimden bir hışımla alınıp, cezalandırılmış gibi..belkide her seferinde ben cezalandırılıyorum diyorum... bundan en çok korkan benken.. tüm sevdiklerimi kaybettiğim yerde..
bir bakıyorum didimdeyim...annem için geldiğim yerde.. kendimi tek başıma bir çare kalmış gibi hissettiriyor bana hayat... bir eşin var artık dediğim yerde.. kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum.. hicbir yerde benden bir parca kalmamıs gibi. hic bir yerde artık kimsem yok gibi.. tükeniyorum. kollarımı açıyorum.. kollarım hazerfen... artık nelerden vazgeçiyorum bir düşünsene...
insanın kaybedecek hicbirseyinin olmaması özgürlük derlerdi.. günlerdir bunu düşünüyorum.. telefonumun şarjı bitiyor birden bire... beni merak edecek bir annem yok ki artık diyorum içimden.. oturduğum yerden kalkmaya üşeniyorum.. ellerimi açıyorum gecenin bi vakti.. ne varsa yerlere dökebilirim artık diyorum... ölebilirim. yok olabilirim. artık herşeye sahip olabilirim diyorum. herşeyden bir anda vazgeçebilirim diyorum. öyle yalnızım ki... tek başına bırakılmış gibi.. cezalandırılmış gibi...
ben çocuk ve aşıktım anne.. kendimi karanlıktan düştüm....ölüyorum annem bana hiç kızmıyor...
boğuyor ansızın boğazımı... laf anlayanı varsa ağırdır diyor bir tarafım.. bir tarafım sus! sus!
turistler geziyor hayatlarımızı sus... seyrelt alnının evde kalmış yanlarını.. sus! -----
insan kendine gücenir mi deme.. insan en çokta kendine güceniyor.. yaptıkça, kaybettikçe.. kendi kendini yakıyor da söndüremiyor.. sessizleşiyor.. kabuğuna çekiliyor.. sonra birileri usulca kulağıma yalnızlığın ne olduğunu fısıldıyor.. nasıl yaşandığını.. bana.. bilmiyor ki..
bilse diyorum bir anda.. sonra vazgeçiyorum.. niye bilsin ki.. bilmesin..
yine mayıs ayı.. son 10 yılımı her an daha çok huzursuz ediyor.. doğduğum güne ayrıca kırılmışım gibi.. ağbimden daha uzun koşmuşum gibi. biraz daha kaybetmiş gibi.. biraz daha eksik kalmış gibi.. hızlıca geçip gitsin ister gibi.. sevdiklerimden kalp boyu uzak. . sızılı bir of..
aynı günü, aynı doğumgününü aynı anda kutlamaktan bile artık bir o kadar uzak durmak gibi.. tüm heyecanımı yitirmişim gibi belki...sanki onu benden öfkesi ile bi hısımla almıs gibi.. görmek bile istememek gibi.. insanın kalbi ne acayip.. hele ki kırılmaya görsün.. yok oluyor birçok şeyden.. tam da beklediği gibi.
biz hepsinden daha sevdalıydık, daha çok düşüğüz deyip, anlat diyecek kadar kız çocuğu... 'u.u.'
--------------------------------------------
yalnızlığıma her düşüşümde.. her kendime gücendiğimde.. her kaybedişte.. her zorlanışımda.. her tökezlemede belki.. hala hep onu özlemek gibi hayat.. 13 senedir durmaksızın ona yazdığım mailler gibi.. onun hiç gelmeyişi gibi.. herşeyin mavi'den çalınıp, siyaha verilişi gibi.. bazen , bir o anlar gibi... o gelse geçer gibi.. o varken hiç ölmem der gibi.. o varken kimse bana birşey yapamaz gibi.. sen alfa'sın kalk demesi gibi... sanki bir gün gelse hepsi bitecek gibi.. gelsem dönemem dedi.. sonra hiç gelmedi... vkn.
------------
yapma diye sesleniyor diğer kardeş yarım.. sen üzdün mü kendini , çok üzersin.. yapma... ben değil onlar yapıyor diyemiyorum artık.. hem ne değişecek ki diyorum içimden..
ara vermek ne demek diyorum.. kenarda bekle dur, bakınayım duruma göre gelirim demek diyor.. gülüyorum inceden.. niye gülüyorsun güzel mi diyor.. rakı içelim diyorum... gülümsüyor..
Ben güzel rakı içerim diyorum sessizce.. gülümsüyor inceden...
insanlar diyorum... gülümsüyorum..
Bazı insanlara, bazı kitaplara, bazı şiirlere, bazı rastlantılara ve bazı kaderlere, inanmasanız bile, borçlusunuzdur. 'u.u'
aklıma hep bu söz takılıyor.. hayat başı ve sonu olan o daralmış ortaya dönüşüyor aniden..
herkesin bir bakışı oluyor nitekim işin finalinde.. yaşadığı.. yandığı.. acıdığı. yada anlayamadığı.. nitekim her yanmak bir midir dr. watson? bence değil..
biz böyle sevmemiştik, biz böyle yapmamıştık diyorum. sonra amores perros yetişiyor o sözüyle yine.. ''bizler aslında kaybettiklerimiziz..'' sonra duruyorum.. bir gece de değişir herşey dediğim yer de.. bırakıyorum.
kollarım hezarfen. ince ince süzülüyorum bu gece.. atmısım kendimi zifiri bir gece de sahile.. bazılarını özlüyorum.. kafamı her yukarı kaldırısımda prom geliyor aklıma... paylaştığımız gökyüzü aynı diyişi... hüzünleniyorum... en ıssız yerime dönüyorum.. en olmayanları düşünüyorum.. en kendime gücendiğim yere geri geliyorum..
yine nelerden vazgeçiyorum, bir düşünsene...
bilirsin herşeyden vazgeçmeyi be pelo diyorum.. hadi bundan da vazgeç, en iyi yaptığın gibi...
yeni bir yaş aldı kız, aldı hız... jedümden 9 yaş daha büyük olduğum o yerde... avuç içlerimi izliyorum sessizce... karşıma bir isim geliyor ansızın.. Hüsnü yazıyor önümde.. on saniye durduyorum zamanı. babam diyorum.. -Babam... herşey bir masal gibi oluyor.. gelmiş, geçmiş, yitmiş bir masal. biraz daha eksiliyorum.. biraz daha göğsüme bastırıyorum sıkı sıkı..
insana tadmadığı şey öğretilir mi? göğsüme bastır dediğimde nasıl anlar , bilmeden..
öyle birşey işte...
kulağımda hala aynı şarkı.. bütün gece çaldıda durdu.. sanki biraz umut gibi.. sanki biraz geç kalmışım gibi.. biraz özlem gibi.. biraz huzur gibi... biraz basıp gitmek gibi... biraz süzülmek gibi.. biraz ben gibi..ağbim gibi..genca ağbim gibi.. cem gibi.. siz gibi!
sanırsın, dağlarda yol olmaz.. usanırsın... kalbinde güç kalmaz.. uzanırsın.. yarın olmaz.. zor günlerin.. ardında huzur olmaz ki herzaman.. umutlar yön bulmaz.. yarın olsa da, o beklenen gün olmaz.
Göremediğimiz, duyamadığımız, anlamak istemediğimiz, bu yüzden hep suçlu kalacağımız acılar için küçük bedeller ödeyeceğiz. Biricik ve vazgeçilmez olanın, yani hayatın sınırları bu vahşetin içinde son bulmasın diye, işte bu yüzden satırlar unutmamak ve unutulmamak için yazılmalı.. ya da susmalı çok uzun bir yürüyüşe çıkılmış gibi.. dargınlığımız birer birer kaybettiğimiz inançlarımızdan değil mi... 'bütün güzel çocuklar şüpheli'
Suratı asık, yağmurlu bir Ege akşamı... Eskiden yazarken daha anlamlı oluyordu bu bloğa. Yağmurlu ve yüzü asık bir istanbul sabahı & geceleri diye başlayan tüm cümleler.. Yağmur'un bile yakıştığı başka bir şehir var mıdır, bilemem.. bana sorarsan elbette yok.. Acı bile daha bir anlam buluyordu kaburgalarımın altında.. en çaresiz zamanlarımda, ayakkabılarımı ne zaman elime alıp kendimi sahile fırlatmak istesem... hep aynı sahne gözümün önüne gelir.. ne gariptir, insan aklı.. ceketimi giymişim de, ellerim cebimde... atmışım kendimi kadiköy'e... girmişim kadifeden, duvarlara elimi süre süre yürüyorum. kendim gibi acı çeken bi ton yüz.. kırmızı bir sokak... her yer sen gibi.. her yerde ayrı bir aidiyet... acı çekmenin huzuru olur mu demeyin. oluyormuş... buraya geldim geleli, daha iyi benimsedim bunu.. aidiyet meğer ne kadar önemliymiş insan ruhunda... sanki seni tamamlayan bir parça...
insan geçmişinden kaçabilir mi? nooo bayım.. kişisel gelişim kitaplarından çıkma lafları boşverin siz.. herşeyin fazlası mutsuzluk. şimdi ki aklım olsa en çokta, bilgiden kaçmak isterdim.. öğrendikçe daha çok hapsolduk. kendi bedenlerimize... deneyimlerimiz arttıkça, daha da tatminsiz olduk.. yeni olan bir çok şeyin heyecanını kaybettik.. genişledikçe, geliştikçe aslında belki de kaybettik. sonrasında ordan oraya savrulup durmamız belki de hep bu yüzdendi. garip geldik, garipsendik.. acılarımızı göstermemek için, komik suratlar edindik.. güldürdük insanları.. neşe öyle olmaz, bak böyle olur aslanım dedik.. bir tek işte kapalı bir yer.. oraya aman dedik... ellersen yara yaparsın dedik.. dinletemedik...
insan tatmin olamadığı yer de belki de işte o yerde kaybettiklerini aramaya başlıyor.. hayatımda ki en sevdiğim filmin repliği yetişiyor imdadıma: ''bizler aslında kaybettiklerimiziz'' diyerek sarılıyor yine boynuma. insan ruhunun acısını bastıramadığı yerde kafasını geri çevirmekten başka insanca birşey bulamıyor olabilir belki. kimbilir, ben değil.
-------------------------------------
gel barışalım diye kurdu cümlesini. artık barışalım... bir kelimeye sığabiliyordu. tüm kırgınlıklar.. tüm incinmişliklerimiz... ''artık barışalım'' bana yine içi boş geliyordu kelimeler.. ''tamam barıştık'' diye bir cevap olabilir miydi? yada bir cümle ile sıfırlayabilir miydi tüm acıları.. yapamazdı.. ne derse desin içi boş kalıyordu ortaya atıp bıraktığı kelime.. benimse hiç kollarıma almak gibi bir arzum yoktu artık..
bazen ''ama''ların, ''fakat''ların açıklaması yoktur. siz var sanırsınız. ama öyle değil onun altında yatan niyet. Ama ile kurdu cümlelerini... Ama, sonra yine ama.. bense içimden aman ederek ısırıyordum yine dudağımı.. sonunu bildiğim cümleleri sevmiyordum. sonunu bildiğim hikayeleri, sonunu bildiğim adamları.. çok bilmenin verdiği, müthiş bir huzursuz döngüde sıkışırken buluyordum kendimi her seferinde.. ''ama'' ile alıyordu bende olan tüm bağlarını.. Anlat! diyecek kadar kız çocuğu olarak büyütüldüğüm yeri hatırlıyorum apansız. Kelimelerin arkasına sığınmadan.. amasız,niyesiz, fakatsız... ''ama'' onu benden yine alıyordu.. seneler önce aldığı gibi..seneler önce yaptığı gibi... birkaç ''ama'' içinde beni hapsettiği yerde buluyorum yine kendimi... aklımda binlerce kelime dönüyor yine gecenin bir vaktinde.. kelimelerle düzüşmekten yorulurken beynim bırakıyorum sol kolumu koltuktan aşağıya... böyle sessiz, nefessiz, ne kadar durabilirim diyorum.. ne kadar daha kalabilirsin içimde.. ne kadar daha incitebilirsin diyorum..ne kadar daha bana yaptığın en son kötülüğü hatırlar sana gecelerce inlerken bir yanımla küfür ederim diye düşünüyorum... insan beyninin yaradılışına kızıyorum. hatırlamak istemiyorum.. Eternal sunshine of the spotless mind geliyor her seferinde aklıma.. ne yaparsa yapsın unutamaz insan diyorum... yutkunuyorum.. aklıma yine en sevdiğim kadının en sevdiğim sözü geliyor düşünürken ; bazı insanlara, bazı kitaplara, bazı şiirlere, bazı rastlantılara ve bazı kaderlere inanmasınız bile borçlusundur... gecenin bir vakti puzzle dolu duvara baktıkça gülümsüyorum. belki de diyorum sen de borçlusundur.. barışmayı red ediyorum..kendime ait olan her hakkı geri alıyorum.. bana verilen hak ile kalkıyorum koltuğumdan... en çok kaybetmeyi korktuğum senden kalkıyorum. belki de diyorum ben bu kadar sevdiğim için sen sendin... belki de benim sevgimdi senelerce pranga gibi kendime bağladığım.. belki de sen en başından beri hiç haketmedin diyorum.. belki de seni en çok böyle bir tutkuyla da sadece ben sevebilirdm diyorum.. yine de hayatımda ki her tesadüfe borçlu olabileceğimi düşünüyorum. Ve belki de seneler süren bu hüzünden, seneler süren bu kanayan yaradan yalnızca ben bizi kurtarabilirim diyorum.. riyakarca söylenmiş her kelimeni, riyakarca kibirlenmiş her söz öbeğini, tüm ''ama'larını, korkularını alıyorum ceplerime... en son attığın mesajı hatırlıyorum.. insan diyorum... hiç tatmin olmuyor.. senden eminse.. hiç doymuyor... hiç anlamıyor...sen de onlar gibi oluyorsun koyduğum yerde seni.. ve tüm hakları senden aldığım yere varıyorum.. seni en çok ben severdim dediğim ruhuma inanarak... en beklemediğin şeyi yaparak çıkıyorum evden dışarı.... İnsan, eğip büktüğü herşeyi eninde sonunda kırar VKN... geriye sadece olduğu hali kalır... ve en son yaptığı ile hatırlanır.. acımı yüzüme alıyorum.. verdiğini önüme katıyorum... kollarımı açıyorum sahil boyu... kollarım hezarfen...nelerden vazgeçiyorum bir düşünsene?....
---------------------------------------
kandırabilir misin beni? boyum kadar bir aynayla.. acım kadar cesaretim olsa, affederdim kendimi çoktan.. belki de hep savaşlar gibi.. hiç bir yer de durmak istemiyor.. dünyaya bedel eşsiz ruhum.. dünyayı bilmek istemiyor....
insan bu kadar can çekişirken, bir mor ve ötesi şarkısı daha çıkar karşısına... ne garip... sanki her bu zamanım için bir şarkı ile yetişiyorlar..
neden artık görüşmüyorsun dedi.. aslında anlatmasam da daha önce kurduğum bir kaç cümleden anlamıştı yine neden kaçacağımı... İYİ çünkü dedim... sen de iyisin dedi.. Bunu diyeceğini de biliyordum.. Bunu hangi dostuma böyle sunsam bana aynı cevabı verirdi.. ama bence iyi'nin de bir kavramı vardı. hem iyi hem kirli olamazdı insan.. birini seçmesi gerekiyordu.. Kirli de elbet çok göreceli bir kavramdı.. Yaşanmışlıkların fazlası, görmüş olduğu birçok şey, deneyim, tecrübe, yangın, acı, çukur, dip.. adı her neyse... hepsi bir bütün oluyordu... sen nerede durmak istersende, senin orada durmana asla izin vermiyordu. taşınman çok daha zor oluyordu... bu yüzden İYİ olan temiz olmalıydı... herkesin kabul ettiği yerde, kendimi asla bu yana ait görmüyordum.. çok bilmiş olmanın verdiği inanılmaz mutsuzlukla sızlanıyordum elimi kalbime koyup... İYİ olandan kendimi çekip bir hışımla alıyordum... Gaddarca, acımasızca.. bazen en iyi kostüm bu oluyordu belki de üstümde.. zaten acının da görünmesi taraftarı olmuyordum en başından beri... İyi insanlar o güzel atlara binip gittiğinden beri, bizler olabildiğimiz kadar iyi kalmaya çalışmıştık bu hayatın içinde.. her ne yaparsak yapalım beyinlerimizi korumaya alamamıştık.. İnsan tehlikeliydi.. defalarca sırtımızdan vurmuştuda, defalarca riyakarca harcamıştı tüm çabalarımızı.. tıpkı kendim gibi bir suçlu gerekiyordu bana yine.. elleri kanlı... acıdan kurumuşta kalbi, hala tutmaya çalışan.. bu yüzden yine İYİ'yi gördüğüm yerde çevirmiştim yüzümü... Kendim böyle oldukça, acısı olan insanlara yanaşıp yanaşıp ''nefes al'' demek gibi oluyordu tüm yüzler.. Anca onların içinde daha iyi saklanır gibi... Kinyas gibi... Kayra gibi...
"ne kadar yalnızsan o kadar uzaga gidersin. ne kadar terk edersen o kadar ölürsün"
neden savaşmaktan vazgeçtin kuzum dedi en büyüğüm.. şefkatli bir seslenişle... tuttuğunu al diye öğretmişte ne de olsa yıllardır kulağıma... en kötüsü vazgeçmek heralde dedim sessizce.. gel yanıma dedi.. gitmedim..
kafamın sağ tarafı yine karıncalanmaya başlamıştı... yine tekerrür ediyordu... bir insanın 15 senedir bir beyin cerrahı olur muydu.. bu hayata oluyordu.. hoşlanmadım diye kuracakken cümlesini dur dedim dur söyleme..
bazen, insan birşeye ikna olmak istemiyor.. bazen istiyor ki artık ne olacaksa o olsun.. hatta artık olsun.. tekerrürlerden sıkılırım ben diyorum.. tekerrürlerden çok sıkılıyorum diye yazıyorum buraya 17 senedir. tekerrür ediyor yine sözler.. tekerrür ediyor ''ama'lar.. vazgeçiyorum demek bu sefer daha az yoruyor.. vazgeçiyorum... gecenin kör vakti iniyorum denize yokuş aşağı. istanbul gibi kokmuyorsun diyorum.. bana ait değilsin dediğim yerde kıvrılıyorum montumu açıp kumsala.. hiçbir yere ait hissetmediğim yerde kapatıyorum gözlerimi... insan diyorum, her zaman riyakar.. güçlendikçe zalim.. büyüdükçe gaddar.. insan diyorum, sen ondan yardım istemeye gör... en büyük zevki hor görmek... insan diyorum, sevmiyorum..
''gerçekten de hikayenin sonuna geliyoruz. ve çok yükseklerden düşeceğiz. unutuyoruz. hissetmiyoruz. istemiyoruz. yaptıklarımız, daha çok eski alışkanlıklar. konuşmalarımız, elli kelimelik bir bulmaca. çok fazla tanıdık hayatı. şimdi kusma zamanı! ama her tükürdüğümüz pislik, yanında bizden bir parça da götürüyor...''
gece insanın en malt, en yalın hali işte.. duvarlara çarpıyorsun kendini.. sonra kafanı.. sonra kalbini atıyorsun o duvara.. herşey savruluyor bir bir yerlere..duyduğun fiziksel acı yok oluyor artık hayatta... hissetmiyorsun. Ancak biri o an görür, kanıyor derse bakıyorsun sadece. diğerinin tarifi olmuyor.. kalbin ve ruhun kaburgalarının arasında sıkışmışta... hangi yöne dönsen daha çok batıyor o kaburgalar... batmazsa daha çok şaşıracak gibi oluyor belki bir yerden sonra...
arkada can gox.. melancholy man... bu şarkı bu adama, Hakan Günday'a ve Haykoya baktığım gibi bakmamı sağlıyor her zaman.. acıtıyor... niye bilmem..
ansızın Sabahattin Ali takılıyor dilimin ucuna; - .''Bir ümidim yok.. Bu sondu. Artık hiç bir şeyin değişmesine imkan yok,lüzum da yok '' diyor... Kendi umutsuzluğunu kabullenmek gibi belki.
belki de tüm çektiğimiz eziyet, arayış, tahammül, sabrediş. hepsi cebimizde ki umutlardan değil mi? eğer öyleyse nasıl bu kadar pozitif bir duygu olabiliyor.. Her gün olmayana doğru sürüklenirken insan... her gün daha çok güneşten uzaklaşmak gibi değil de nedir?
belki değişir dedim büyüğüme bir gün ismini bile unuttuğum biri için... ne biliyim öğrenir, görür, anlar.. belki değişir.. ne kadar umut yüklüsün dedi , gerçeği suratıma acımasızca çarparken... sonuçta büyüğümdü... inandığımdı bu yolda.. içimi görenimdi... 40 yaş kemiktir dedi. 40 yaşına gelmiş bir insanın değişme ihtimali asla yoktur dedi.. ''asla'' , asla bile ne kadar acımasız bir kelime... haklıydı... ben değişmiş miydim ki? başarabilmiş miydim? yönlerimi değiştirebilmiş miydim? ''asla'' işte o kadar acımasızdı herşey...
Umut benim için herzaman mavi bir renkti... mavi bir kapıydı belki... hayatım boyunca ona inanarak atlattım belki de herşeyi... ölümlerden çıkmam içindi belki o kapı... vazgeçtiğim şeylerden kaçmak için... belki daha iyi olacağına inanmak gibi. belki o gün, o gün geldiğinde yaşayacağım der gibi.. hayatı öteledikçe onun da ötelendiğini bilmek gibi.. ama hiç kaybolmamış gibi...
belki de gerçek denilen canavarlarlaydı tüm sorunlarım.. gerçek bana acı geliyordu... inanmak istemiyordum.. kendimi o gerçeğe çevirmemek için duvarlara vuruyordum her gece... sanki elimde kalan tek şey bu gibi anlamsızlaşıyordu herşey bir bir..
hayatın tekerrüründen nefret ettikçe buraya yazdım... hep problemlerim oldu onlar benim... ve her seferinde kendimi tekerrür ederken buldum duvarlarda çıkan izlerime baktıkça...
başarmak bu kadar zor mu diye sızlanırken buluyorum gecenin bu saatinde.. dün gece hiç uyumadığımı hatırlıyorum.. 40.saate dogru varırken.. sabah çalışacak olmak bile , başaramayacağımı kanıtlıyor yine yine yine yine...
yorulunca biter mi?
insan hiç yeter demez mi?
çok yorgunum halbu ki... 15 senedir uyumamış gibi.. eskimiş gibi..
Turgut Uyar geliyor en çaresiz kısmımda.... Geyikli gece'yi bilir misiniz?
''uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum...'' Şair burda kendi göğünü yırtıyor.. kendi kalbini paramparça ediyor...
Dur bekle, daha vaktin gelmedi.. Bu sessiz karanlıktan, kurtulamazsın bekle.. Bak dinle, anlamazsan çok şeyi.. seç beğen raflardan bir masal bul ve dinle... Biliyorum, sabrın kalmadı.. Rüyanda kaldı , gerçek olmadı... Çektiğin bütün acıların, bir anlamı olmalı...
Bir kahve en koyusundan (En koyusundan) Uyan kötü rüyandan (uyan kötü rüyandan) Bu da geçer üzülme (Geçer gider!) Hiç arkana bakmazsan.....(hiç ar-ka-na bakmazsan)
Nasıl anlatılır bazen bilmem.. Bir yer vardır.. Çok uzun senelerdir ruhunu tamamlar gibi.. Yarım kaldığın akşamlar vardır.. Bazen bir ilişkinin bittiği acı geceler... Bir dostun seni kırdığı, incinmiş geceler.. Hiç biri olmamışsa ağbini özlersin.. hep onunla gittiğin yerde bulursun yine kendinii.. Orası senin artık evindir.. Her masasında el izin vardır.. Her tozunda, senden bir toz.. Geçmişin her yerinden senden bir anı, ondan, bir diğerinden, ötekinden.. sana ait olan herşeyden... bilirsin.. Yüzlerce eskimiş yüz gibi.. hep yine de sen kalmışsın gibi.. Kendine, kendinden... Umutlu günler vardır, göğsün hızla çarpar.. Yine bilirsin ki gideceğin yer orasıdır.. Ruhunu doyuracağın yer.. Herkes öğrenir.. Nerdesin dediklerinde, evdeyim demen yeterlidir.. Mekanın bir ismi yoktur.. Ev'dir orası senin için 15 sene boyunca.. Kaçamağın, dinlendiğin.. yüzleri bir bir sevdiğin.. insanları tek tek izlediğin.. bazen uzaktan uzaktan sevdiğin.. sen varsındır hikayelerinde.. o vardır.. onlar vardır.. tüm yüzler ordadır.. Duvarlarda asılı her resim , elinin bir bir değdiği her resimdir. 15 seneyi kaçıp, kaçıp tükettiğin, soluduğun yerdir orası.. Dostların vardır.. Dur bekle diye başlarken , taa sahnenin neresinde olursan ol seni görünce tebessüm eden.. Zaman zaman acını oradan gören.. Zaman zaman arada bileklerinden tutup sana noldu diyen...
Özler de inlersin.. Sen sen değilsindir belki artık.. Ama istersin.. her gözünü kapadığında, solumayı..
Çok özledim.... onu, onları, diğerlerini , ötekileri, berikileri... kaybettiklerimi.. ağbimi.. Olcay'la gittiğim günlerimi.. Serdar ağbimle gidip orda ayakta sızdığımız günleri.. . Sevmeyen sevmesin ne zaman çalsa, gözümün içinde kalan bir tutam gözyaşımı... ismini bilmeden hep aynı anda gördüğüm yüzleri.. Teo'nun içeri girmemeye direnip, sahne bitene kadar kapıda beklediği günleri... Pınarla içtiğim ve hastaneden çıkartan tequilaları... Her çıkan kavga' da Bora'yı kavganın içinden girip alışlarımı.. Cem ağbimii.. Genca ağbimi... Güzel yüzlü Barmen Mehmet'i.. beni görünce , gözleri gülüp hemen daha söylemeden hazırladığı cin tonikleri.. Enes'in ara ara içeri girip, rahatsız eden var mı diye sormalarını.. Aysun'un gülmeye ne zaman başlasam gergin gergin etrafımı sarmasını.. çok acı çektiğimde , oraya gidersem geçecek diye inlediğim... gecenin 1 inde altıma gecirdiğim bir pantalonla kendimi kadiköy'e attığım günleri... oraya gidersem geçecek... yeter ki burada değil orada acısın diye umutlara tutunmamı...Herkesten kaçıp sığındığım geceleri.. herkesin gecenin bir yarısı ev'dedir diye girip bulduğu geceleri..
İnsan sığınacak bir yer ararmış her vakit.. Tutunacak birşey ararmış hayatta.. Aidiyet ne farklı bir duyguymuş.. İlk defa bu kadar yoğun hissettim bugece.. 1 şişe tequila ve birkaç dilim limonla.. Arkada Acil'im Servis'im, en sevdiklerim. . Dur bekle diyor yine.. Ertan ağbimin sesi kulaklarımda eeeen koyusunnndan.... uyan kötüü rüyandan.. Geçeeeeer gider diyişi.. tutunuyorum.. Acı çektikçe yeniden insan oluyorum.. huzurlanıyorum..
Ne olduysam hakkını vererek olmaya çalıştım hep bu hayatta.. Sarhoş olmak , aşık olmak, berduş olmak ve madara olmak.
Daha ne kadar ömrümüz var bilmediğimiz bir evrende cebelleşmek işte bizimkisi.. Acı ile, keder ile, dost ile, mutluluk ile, sevgi ile, merhamet ile, şefkat ile, öfke ile.. yoğrula yoğrula.. bir çömlek olmak için işte hepsi.. Özlemekte sevdaya, sevgiye dair.. Kanayan yaralarımız..
Aralık.. Aralıkta geleceğim evime.. geçeceğim en sevdiklerimin önüne.. bağıra bağıra söyleyeceğim..özlemle.. hasretle.. yeniden kavuşmuş gibi.. Herkesi o gece bulmuşum gibi.. Tutunmuşum gibi.. Ben , işte şimdi , tam da o an da Pelout olmuşum gibi..
Kafam iyiydi gördüm, kalbim iyiydi sevdim.. Gerisi Deja vu..
Uzun zamandan sonra, geceler günlerin içine girdiği yerde şakağına dayanıyordu patlamak üzere bir silah gibi kalem..
arka da yine mor ve ötesi..sanki onsuz olunca eksik kalıp, yitecekmiş gibi..
her şarkısından bir İnsan, bir yaşanmışlık, bir anı çıkartabiliyordum ne de olsa..
-------------------------------------------------------
35 den sonrasını bana tarif eden çok insan olmuştu.. bazı şeylerin şarap gibi olacağını, hayatın uslanışını.. her geçen bir deneyim katıyordu muhtemelen...
bana göre olabildiğince yumuşadı uçları, fosforlu olan tüm renkleri dışarısına atmış gibi.. biri birşey söylediği zaman ne evet, ne hayır demek gibi.. ne derlerse sadece gülümser gibi..
yeni yaşına 1 gün kala... biraz daha yaşlanırken... biraz da fıçılar da ekşimeye yüz tutarken..
Küçük sevgilim başladı.. bu şarkı bana söylendiği seneler de rengarenk günlerin içinde savrulmuş, çarpa çarpa iniyordum halbuki yolları. 21-22 li yaşlar.. daha cesur bir hayat belki de.. şarkısını hatırladığın hayat ve anılar bir bakıyorsun ki yüzleri silivermiş arsızca.. anısı kalmışta, izi silinmiş gibi.. bir yengeç hikayesi gibi.. bir mavi kapıydın sen der gibi.. biraz hüzünlü, biraz arsız..
Hiç dengen yok derdi.. ya en uçtasın, ya en yakında..buna paralel olarak geçen bir hayatla, en kalabalıklardan en yalnız kentlere.. şerefe...
Sonra hayat başlar.. feneryolunun her odasında çalar bu şarkı.. bir aile yok.. sadece genç bir kız ve herşeyi konuşabildiği bir ağbi.. insanların kapı aşındırdığı günler.. savruk, dağınık.. her huzurun için de saklanmış bir huzursuzluk. tüm oda duvarları şarkı sözleriyle yazılıp çizilmiş , duvarlarda yer kalmamışta.. öyle bir sorgulama.. öyle bir arayış.. öyle bir eksik.
kırık düşler, aynı yalnızlık.. öyle azaldık ve yıprandık ki.. kafamız karışık. değişmek zor.. dünya yıkılsa anlamazlar.... ve hayat, herkes evindeyken dur dedi artık... ve hayat herşey yolundayken dur dedi artık.. ve hayat ki canına tak etmişti.. sus dedi artık.. ve hayat.. - mor ve ötesi / hayat
bir hayat.. bir hata.. bazen hayatının yerini, üstünden altına değişiyordu.. geri kalan herşey bir an da seni oraya oturtup bağlıyordu da.. kollarını artık oynatamıyordun..
ben 83 yılında feneryolunda doğmuş o kız... bütün bir mahalle tarafından büyütülmüş.. onlarca ağbi, onlarca abla, cici anneler... çıkmaz sokakta abileriyle kukalı saklambaç oynayarak, yakartopta vurulmamak için saatlerce koşan.. sokakta bulduğu her hayvanı eve getiren.. kirpilerle bile arkadaşlık eden.. özgürlük parkı çocuğuyum.. 1998 yılında yaz ağbicim ile başladı tüm hikayelerim.. gören gözlerim ellerimin aynası oldu ve yazdım. gecenin en dip kısmında 37,5 derece ateşle eksilen her hikayeyi ceplerimden çıkartmak için oturdum bu gece makinamın başına.. 36 yaşımda geçireceğim son 1 güne inat.
Umudun yanında mı? hayatın hep zorda mı? gururun yanında mı? nerelerden geçtin de.. yine mi hüzün var niye.. kendini bilene sor. yine mi hüzün var niye? niye?
----------------------------------------------------------------------------------
3 senedir buralardayım. bir öncesinde de 2 sene akyaka.. dostlarımla bir mum üflemeyeli, onların göğüslerine sarılmayalı geçen bomboş seneler gibi her biri.
şahşahlı uzun sofralardan, kapanan mekanlardan sonra.. belki de bana yakışan hüzüne uygun bir yerdeyim.
-----------------------------------------------------------------
Adalet dünya ölçüsü birşey değildi sonunda.. sahip oldukların elbette ki seni sen yapıyordu.. ama gücün yoksa.. bu güç fiziksel değil elbette. imkan, para, maşa ve daha ne istersen buraya koyabileceğin.. bir yere kadar arayabiliyordun o adaleti.. bir yere kadar biraz ince bir pamuğu basmak istiyordun kalbine.. tam iki kaburganın arasından sonra elini sokarak..hafiflesin diye.. ama olmuyordu. olmayacaktı da.. yeri burası değildi belki de.. kabullendikten sonra hafifliyor duman..
hayıflanma kısmı mı? hım o biraz bazen kalabiliyor.. bilmiyorsun.. her zaman böyle..
bilmediğin sadece o olmuyor bazen..
-------------------------------------------
36 sene..
güçlü bir insandı. hatta belki de bir çok yaşıtı erkeğin onu kıskandığı. onun gibi olmak istemesi gibiydi gücü.. bir çok kadının hep yanında olmayı istediği türden bir güç. güzeldi de.. sahnenin bana geldiği, ve ışık denildiğinden habersiz günlerin en iç kısmıydı belki de.. bu hayatta dayandığım en bana kalan, bana vasiyet bir ruh gibiydi ruhu. biz babasız büyümüş kızların sevdiği o güven gibiydi.
mutsuzdu. mutsuz olan bir insan nerde görsem giderdim peşinden.. belki de ben değil , istanbul böyleydi.. kendi gibiydi onunla yaşayan insanlarda.. her insandan onlarca hikaye çıkarıyordu şehir.. herşey acil olarak kayseri uçağına binmemle başlamıştı belki de. hep insanlar da o güveni ararken belki de bu sefer benim güvenime tutunmak istermişcesine... en yakın dağlarımdan bir diğerinin yanındaydım..kimse bana artık dokunamazmış gibi..
herkesin tanıdığı değildi. benim yanımda ayrıydı..çocukluk zamanlarında da hatırladığım gözlerinin içi parlayan o insandı.. odama yerleştim.. sabah 4,5 ta lobide bekliyorum diye gitti..
heyecanlıydım. ozaman heyecanlanmak sanırım korkmak ve başına gelecek bir olay icin olmuyordu.. kanın daha farklı akar gibiydi belki..
hava simsiyahtı.. odamın ısrarla çalan telefonuna uyanmıştım.. kendi halime bırakılsam uyanamayacağımı hepimiz biliyorduk belki.. ısrarla uyandırmaya çalışıyordu lobi.. ısrarla uyandım. yüzümü yıkayıp, giyinip indim.. başıma ne geleceğin bile bilmeden.. kahvesini içiyordu karanlığa karşı.. geldim dedim.. beni görünce gözleri parladı... ona soramazdın.. nereye gidiyoruz, neden, niçin gibi sorular.. sadece bekler görürdün. alışmıştım.. tanıdıkça öğrenmiştim belki de..
kapının önünde bizi bekleyen 2 kişinin yanına gittik. muzur bir gülümse vardı yüzünde.. bir araca bindik.. hala yolun nereye çıkacağını bilmeden... ve arabanın durduğu o an...kapadokyadaydık.. balon turunda.. hayatımda hep merak ettiğim , ama bir gün gideceğim diye cümleler kurmadığım o yerde.. sabah 6 ya geliyordu ve hadi dedi.. artık balonumuza binelim.. belki de o gün hiç birşeye itiraz etmediğim, gönlümdekini görmüş.. ve kendini sal rüzgara denilen o yerde binmiştim o balona.. saatlerce hava da kaldık.. bilmediğim her yerini anlattı bana ürgüp'ün.. beynimden hikayeler yollara doluşuyordu.. gözlerimin her gördüğü ile büyüleniyordum.. uzun turun sonunda saat 10.00 gibi inmiştik balondan.. bana kimsenin yapmadığını yapmış, belki de ağbimden sonra ilk defa o muzur ve neşeli kızı görmemi sağlamıştı..
bundan sonra her şehire beraber gidecektik her iş için.. beraber gezmeyi, dertleşmeyi,yalnızlıklarımızdan kaçmayı, gülmeyi öğrenmiştik... saatlerce gülebilmek gibiydi zaman.. ağırlıklar yok olup gidiyordu her zaman... öyle de olmuştu..
Ne zaman işten bıksak, ne zaman hayat durmayı unutacak noktaya gelse İzmir'e atar olmuştuk kendimizi... herşeye inat.
hayat ve insanlar bazen bizlere sunulan birer armağandır.
ona iyi bakamadığımız bir çiçek gibi elbet solar ve kurumaya mahkum kalırlar..
insanlar her zaman ruhunuza birşeyler katarlar..
sizi bugüne kendinizin getirebilmesi imkansızdır işte..
insan değdikçe, çarptıkça, yontçukça sizi olmanız yere getirirler..
onun gibi..
--------------------------------
çok sevdiğim şeylerden kaçmaya başlamıştım.. ilişkiler de bunlardan biriydi.. içimde dibi bucağı olmayan bir maneviyat.her tutunduğum şey de daha bağlı kalacakmışım hissi ile beni kemiriyordu.. bu yüzden kafamı çevirmeye, kendi sesime bastırmaya kullanıyordum kalan tüm enerjimi.. artık bağımlılığım artmıştı ve durmuyordum.
hep böyle öğrenmiştim..sen de öyle, öbürü de böyle.. ve o azalana kadar geri dönmeyeceğimide biliyordum.. yeni hikayelere vuruyordum kendimi.. sonra başka bir hikaye daha. hiç tamamlanmayacak iki turuncu balığın hikayesine geliyordu yine sonu..
ceketimin yakasında bitmeyen bir kurbanın onuru..
her şekilde olman gereken yere ayakların seni geri getiriyor ya işte.. geri dönüyorsun artık herşeyi sildim dediğin yerde.. gidip kapıldığın maceralardan daha da yorulmuş..
sana gitme demiştim der gibi bakarken hayat.. ve yine aynı yerdesin.. aynı yüz, aynı bakış.. gelecek günler farklıları değil, tam da benzerleri dediği yerde teslim oluyorsun ona.. sivri uçların biraz daha yontulmuşken..
sonrası onun da dediği gibi benzerleri oluyor..
--------------------------------------------
akyaka...
dün gibi gidemezsin dedikleri sesleri duyduğum yer de başlatmıştım herşeyi.. kaçmam gerekiyordu.. Olandan,bitenden, kayandan, gidenden..ailemden..bağlarımdan..acılarımdan... sadece son nefesimi çekip içime hızla koşmam gerekiyordu.. ve yine herkesin söylediğinin hep tersini yapmakla ün salmış gibiydi beynim.. gitmiştim..
yalnız kalmayı da başaracağım dediğim yer de bunu başaramamış bir başka hikayeye teslim olmuştum... gidilecek başka bir yer kalmamış ve şarkılarım beni artık kurtaramıyordu..,
çaresizlik tüm ruhumu bir bir kaplıyordu. baktığım da gördüğüm o deniz artık bana hiç birşey ifade etmiyordu.. hayatım da en yeni duyguların içine gömülmüştüm.. arada kalıp can çekişimi tepeden izler gibi..
bu hayatta tüm hatalarımı insanlara güvenerek yapmıştım. tüm kaybedişlerim, her sabah uyandığımda göğsümde oturan o ağrı buydu.. inanç, seninle bağlarını kuruyordu.. en renkli günlerden, herkesin içinde filizlenirken.. en büyük acılara karşı koymaya alışıyordun da.. güven kırıldımı bir daha sen sen gibi bakamıyordun..
şehirleri alt üst ettiğim, güveninde uyuduğum. tüm manevi bağlarımı zincirlerle bağladığım insanlar... yeni bir hayata tercih ederken ellerimin arasından fırlatmıştım belki de.. daha küçük, kalbi karanlıkta kalmış bir cocuğun hayallerine tutunmak , kendimde yapamadığımı artk onda yapabilmek içindi belki de herşey.. yitiş bunun adı...
ve bütün renkleri yitirip, o inancı korayamadığım gün gelmiştim bu kente.. gidilecek bir şehir yoktu ve şarkılar duralı çok olmuştu.. hatırladığım herşeyi not ediyordum siyah kalın kapaklı defterime.. belki birgün yollara dağılırlar diye umud ederek..
---------------------------------------
Her yitiş , bir parçamı daha götürmüştü.. öfkesini dizginleyemeyen bir dosta içimden, yalnızlıgı bileni tehdit edemezsin der gibiydi bakışlarım artık.. sadece sıramı bekliyordum belki de..cebimde binlerce anımla..
her insandan onlarca hikaye çıkıyordu işte.. yüzleri silinmişte.. tadı kalmış gibi..
bir kahvenin 40 yıllık hatrı gibi..
yarının ne getireceğini bilmediğimiz bir girdabındayız artık.. hele son zamanlarda hep beraber bu kadar tarihi günler yaşarken... gecenin en ayaz vaktinde hem yazıyor hem düşünüyorum.. her zaman ki gibi özlüyorum.. bu doğum günüm başka.. bambaşka.. bazılarını çok özletirken bazılarının yaralarını gösteriyor.. kafamı kumun altına sokmak istiyorum..
gözlerimi kapıyorum.. ellerimi açıyorum.. heryer kanatlarım altında.. kollarım hezarfen.. süzülüyorum da bir bir herşeyin üzerinden.. nelerden vazgeçiyorum bir düşünsene..
hayko başladı .. sahibi yok.. nasıl acıtır bu şarkı.. diyorum.. herkesin hayatımdayken anlamadığı bir şarkıydı benim için.. Bir en derin ruhuyla Orçun anladı diyorum her seferinde.. ben bu şarkıyı ne zaman dinlesem bir tek onun nasıl hissettiğini anlıyorum.. hayat ne garip diyor yine cümleler etrafımda dönerken.. insanlar her seferinde bir yol seçer. ve kendi gibilerden uzaklaşır.. son doğum günümde son doğum günü hediyem bu da benim. Orçun Baba, şerefe... ve bu şarkının o hatrına. çok sene oldu belki.. bu şarkıyı dinlediğimiz o günlere..
sonra Pınar geliyor aklıma.. tabi ki kuzen olan pınar... kendi arzu ve hırslarımıza bir o kadar savrulmuş günlere bakıyorum.. kendi isteklerimize.. kendi çemberimize o yönelişlerimize.. bir yanım her zaman ağbimden sonra en çok onu severdin diyor..
kendi kendime gücendiğim o noktada bırakıyorum tüm kelimelerimi.. şüphesiz aile hiç birzaman bağ kavramını tamamlayamamıştı bizler de.. büyük aileler de yoktu belkide.. ama bir manevi güven duygumuz vardı.. inandığımız.. belki de tüm şarkılar bunla başlamıştı... en eskiye gidiyor gözlerim... çok uzak yollardan geldin ve beni bir abla olarak bağdat caddesine dondurma yedirmeye götürürsün belki diye bekleyen o çıkmaz sokakta ki kıza.. mtv nin karşısından kalkmayan bir başka ablaya.. zaman geçince yaş kapanıyor.. zaman geçtikçe yaşıt oluyorsun artık.. bir bakmışsın büyümüşsün.. kazık olmuşsun.. en iyi dostun oluyor.. en iyi ailen.. en güvendiğin diğer bir dağ.. araya ince uçlar giriyor.. sürtüyorda kesiyor.. tutamıyor ellerim...
bırakıyorum.. hayat artık nereden ne getirecekse diyerek, ceketimi alıp yeni bir türkü söyleyerek bu sefer.. ve bir bakıyorsun. en büyük dağların yıkılmış.. kaybetmişsin..
içinde ki sesi hep bilsende.. duymak istemezcesine..
kırılınca belki de nefesini tutmayı öğreniyorsun.. uhdesi kalıyor.. sızım sızım sızlıyor.. kırılan bir parmağın her soğuk gördüğünde için için sızladığını bilirsin ya hani.. tedirginleşir hayat.. tedirginleşir içinde ki tüm özlemler..
Vedat'ın dostun olmayı öğreneceğim dediği yere geliyor ayaklarım ha bire.. hangi anıdan kaçsam yeni bir anıya tutunuyor duruyorum ansızın.. beni bir sen severdin böyle büyük diyorum içimden... facebook'u açıyorum.. artık benim dahil olmadığım profilini açıyorum inceden.. gizlenerek.. kendimden gizlenerek.. kızlarına bakıyorum.. buruklaşıyorum. yalnızlaşıyorum. Hayko söylüyor: Bir şansım olsa, neler dilerdim.. mutlu edebilmek için.. hep yanımda ol. o bile şans.. yalnız kalmam çok zor.. belki tükettim gençliğini, çok özür dilerim pardon.. gördüğünüz mapus bedenim.. pırangam sadece beynim.. haayat sahnesi. devam da olsa...bukez söz güleceğim..
hoşgeldin 37...
kemiklerimde izlerin.. ruhumda yanışın..hayat bir masalmış diye çıkıyorum sokaklara.. kimseyle konuşmamaya özen göstererek yürüyorum aralarından..
kelimeler geçiyor beynimden sokaklara çarpıyorum bir bir.yine özlüyorum..
Göremediklerimi.. ama her zaman yanımdaymış gibi beni konuşanları.. Erenimle içtiğim rakılarımı özlüyorum.. Gökhan'ın söylenmelerini.. Yasemini özlüyorum sonra.. yaa out deyişini.. belki bu yaz bir araya geliriz egenin bir sahil kasabasında diyorum içimden.. Şahende'yi özlüyorum.. Her zaman yolumdan cıkınca tutuşunu.. Hadi artık açılsın kapılar gel diye inliyorum. Aysunumu özlüyorum. Kuzum benim diye elini yüzüme götürüşünü.. Başak'ı özlüyorum . kuzenlerimi özlüyorum. Pınar'ı.. Özgeyi.. ikisini ayrı ayrı özlüyorum bu sefer.. Ulaş'ı özlüyorum. Yine bana kızacak birşeyler bulmasını.. Orçun'u özlüyorum.Onat'ı özlüyorum. Kafamızı yanımıza almadan dolandığımız o kadiköy sokaklarını özlüyorum.. Kadiköy'ümü özlüyorum.. Evimi özlüyorum. Özleyerek yeni bir yaş daha alıyorum. Eskiyorum , ekşiyorum. Dolanıyorum da bir daha çözülemiyorum..
Vakit geldi diyor Her güzel şey biter derken arsız yüzüyle..
bir masalın içinde kayboluyorum yeniden... hiç uyanmamacasına..
-------------------------
önceden ben tektim.. öncesinde bir melektim.. hep önümde bir şua ve nurdu var olan bebektim.. Her tarafta tarlalar var hep çiçekli ben de ektim.. Artık suları beklemek gerekti benim için. Düşman edinip düşman olmamak gerekti bunun için. Ben köstebektim yoktum ortalarda yurdum yerdi. Ve saklanırdım en derinde katlanırdım her bi derde..her bir çileye.. Yeryüzündeyim güneşte benle. Kamaştı gözlerim bu bedenim hep savaştı. Gölgemin arkasında görkemim kaldı. Ben bi kuştum artık, güneşle arama perde Geceyle aramız iyiydi bence. Kanatlarımdı rüzgar bu gönlümdeyse aşk var.. akılsa donmuş.. Bir yunustum buz tutan denizlerin dibinde suskun Oltar ve ağlar birer mayın gibi.. bir çığlık duydum sanki yapmayın demiş gibi deniz de ağlar.. Ben bir okyanustum. Şimdi yağmur oldum.
Orman oldum.
Bir kuş oldum.
Akrep oldum.
Oğlak oldum.
Yaprak oldum.
İnsan oldum..
Ben de yandım, ben de ağladım.bir boşluktaydım ve bende toprak oldum.
Yüreklerinin en düşsüz yerinde
öyle apansız kalakaldım.
Ben kötüyüm, erdem kimin adı.
Bir bıçakla rüzgar sokarım içime
Sonra iyileşeceğimi söylerim.
Cam kırıklarının üzerinde sevişmekten bıktım derim.
Az acıyı arıyordum kendi kanımı içiyordum derim.
Dilsizim.
Babam da yok benim..
U. U.
Her adımda daha çok üstüme geliyordu insanlar... Omuzlarım, dik durmaktan yorgun bir ruh gibi iniyordu her çarpışlarında... İzin veriyordum ezmelerine... Sanki çarpa çarpa devirecekler beni gibi...devirsinler istiyordum.
Gözlerimi kapatıyorum her sokağın bitişine.. Gidilecek yol, diyorum.. Nereye gideceğimden bir o kadar habersiz.. Yolunu bilmediğim... Her yer ışıldıyor.. Soğuk hava yüzüme vurdukça insan oluyorum.. Ellerimi hissetmiyorum kalbim hızlandıkça..
Donmama hakkımı kazanıyorum bu gece..
Acıtabildiğin kadar acıt kızım diyorum. Bir yanım diğer savrulmuş yanıma bakarken.. Sen bilirsin iki dizinin yere çarptığında çatırdayan sesini.. Korkma.. Gir o karanlık sokağa korkma...
Merak etmişlerdir insanlar diye korkuyorum bu sefer.. Endişelendikçe yoruluyorum.. Bir sigara daha yakıyorum.. Tek tek dokunuyorum yürüdüğüm yollarda ki her duvara.. Ne cok anı biriktiriyorum ansızın... Ne cok eski, parmak izimi görüyorum birden bire.. Ne çok kaybolduğumu hatırlıyorum en iyi bildiğim sokaklarımda yine...
Bulamayacakları bir mekan buluyorum hizbe..
Barın en sonunda oturuyorum. Dilsizim diyorum gözlerimle..
En sert olsun diyorum. Eskiden oynadığım oyunu anımsıyorum ve tekrar bir sayı tutuyorum içimden... 14...
14 kez kırılmış gibi.. 14 defa ölmüş gibi.. Ayın 14 ünde zorla doğmuşum gibi...soldan başlıyorum saymaya. 14.şişe..
Ver diyorum ondan..
Neyle içeceğimi soruyor.. Yüzünde yalnızlığımı görmüş bir gülümseme..
Öyle ver diyorum. Öyle olsun..
Öyle olsunla başlıyor an yine..
Öyle olsun diyorum. Yaşadığım herşeye..
Vedat geliyor aklıma ansızın. Yalnızlaşıyorum.. En çok sen severdin beni diyor beynim. En çok sen..
Kaybediyorum.
Seni daha önce görmedim diyor barda ki güzel yüzlü adam. Uzun zaman oldu diyor gözlerim. Bu sokaklar benim..
14 diyorum. 14 kadeh icsem düşer miyim diyorum. Geçer mi diyorum acılar..
En yakın arkadasım beni kırabileceğini söyledi yine diyorum.. Kırılıyorum.
Hala olmayacak adamları seviyorum..
Hala olmayacak insanlara bir parçamı daha verip yok oluyorum.
Gideceğim yolu burdan çıkınca bulabilecek miyim diye düşünürken yine boş veriyorum.
Ah ediyorum yudumlarken. Affetmeme hakkımı doluyorum kollarıma..
Affetmeyeceğim asla diyorum.
Ölüyorum, annem bana hiç kızmıyor.
...
Here and now we are gone in a happy Dream in the passage of time Chances are fading, this world isn't waiting The moment is passing you by No future, no warning No future, no warning No future, no warning
Bugüne kadar öğrendiğim bir çok şeyi, iki elimle sıyırıp attığım gündü belki de bugün.
İnsan yoğuruldukça şekil alırmış.
Bense kas katı olmuş duruyordum.
Durmayı öğrenmişti ruh.
Geçmişte de yaşadığım, ay da bir bilemedin iki defa üzerime düşen bir hüzündür bu belki de... Tadını hep bildiğim.
İnsanın en malt ve en yalın hali idi yalnızlık.. Tam ortasındayım dediğim yerde binbir surete bürünüyor ruhum.
Yaşamayanın, tadmayanın bilemeyeceği gibi.. Sanki herkesin mutlaka tadacağına emin oluşum gibi belki de.. Ben de bilmiyorum.
Bütün hikaye, hiç hikayen yok mu senin diye birbir tüm yüzlere sorduğum gün başlamıştı işte.. Dokundukça büyümüştü her şey.. Gittikçe çoğalmıştı.. Değdikçe akıyordu..irin hali. Çoğalıyordu.. Her hikaye beni bambaşka bir durağa götürüyordu şehrimde.. Herşey insan için diyerek geçen o günlerle.. Bir gün eve dönüşü unutana kadardı her şey işte.
Yaşadıkça olmuş ruhum.., dokundukça evrilmiş.. Tam orta yerine koymuşum ayracı da çekip almışım gibi.
Belki de insan her vardığı yere, kendinden çok hep bir şey için ulaşmaya çalışıyordu..
Anımsıyorum.. Bir zamanlar yine hep bir şey denilen o yer için nelerden geçişi..
Benim gibi insanlar var mı artık umursamıyorum.. Belki de artık kimse gibi değilim ben de.
Önümde bir piano olsun istiyorum aniden.. bu gece.. Sabaha kadar nefesim kesilene, parmaklarım birbir durana kadar çalayım bende.. Her şeye inat..
Öyle bir yere geliyormuş ki ruh.
Tüm maneviyatını soyup atmak istercesine bir can çekiş.. Çıkar sen de kurtul bende...
Ben hep dostlarımı sevdim.. Ben hep bağlılığımı sevdim.. Ben hep kardeşlerimi sevdim.. İnancımı sevdim.. Maneviyatımı sevdim..Olur olmaz çok şeyi pek sevdim. Ayna da ki bilinmez puslu gözlerimi sevdim. Gözlerime her bakandan, kaçmayı sevdim..
Vazgeçmek bir noktaydı...eve geri dönebileceğin.. Vazgeçmiş olmayı istedim...
Gidilecek bir ev yoksa şarkılar bile bizi kurtaramazdı artık..
Bu gece tüm dostlarımı affettim. Azlettim..
Terkettim.. Acıma saygıyı verdim..
Piano da yine aynı şarkı..
Sabaha kadar çalmak istediğim..
Her şeyi yok etmişcesine.
Tüm güzel geçmişe.. anılara... Hayata..insana.. Savrulan tüm ruhlara..