Göremediğimiz, duyamadığımız, anlamak istemediğimiz, bu yüzden hep suçlu kalacağımız acılar için küçük bedeller ödeyeceğiz. Biricik ve vazgeçilmez olanın, yani hayatın sınırları bu vahşetin içinde son bulmasın diye, işte bu yüzden satırlar unutmamak ve unutulmamak için yazılmalı.. ya da susmalı çok uzun bir yürüyüşe çıkılmış gibi.. dargınlığımız birer birer kaybettiğimiz inançlarımızdan değil mi... 'bütün güzel çocuklar şüpheli'
Suratı asık, yağmurlu bir Ege akşamı... Eskiden yazarken daha anlamlı oluyordu bu bloğa. Yağmurlu ve yüzü asık bir istanbul sabahı & geceleri diye başlayan tüm cümleler.. Yağmur'un bile yakıştığı başka bir şehir var mıdır, bilemem.. bana sorarsan elbette yok.. Acı bile daha bir anlam buluyordu kaburgalarımın altında.. en çaresiz zamanlarımda, ayakkabılarımı ne zaman elime alıp kendimi sahile fırlatmak istesem... hep aynı sahne gözümün önüne gelir.. ne gariptir, insan aklı.. ceketimi giymişim de, ellerim cebimde... atmışım kendimi kadiköy'e... girmişim kadifeden, duvarlara elimi süre süre yürüyorum. kendim gibi acı çeken bi ton yüz.. kırmızı bir sokak... her yer sen gibi.. her yerde ayrı bir aidiyet... acı çekmenin huzuru olur mu demeyin. oluyormuş... buraya geldim geleli, daha iyi benimsedim bunu.. aidiyet meğer ne kadar önemliymiş insan ruhunda... sanki seni tamamlayan bir parça...
insan geçmişinden kaçabilir mi? nooo bayım.. kişisel gelişim kitaplarından çıkma lafları boşverin siz.. herşeyin fazlası mutsuzluk. şimdi ki aklım olsa en çokta, bilgiden kaçmak isterdim.. öğrendikçe daha çok hapsolduk. kendi bedenlerimize... deneyimlerimiz arttıkça, daha da tatminsiz olduk.. yeni olan bir çok şeyin heyecanını kaybettik.. genişledikçe, geliştikçe aslında belki de kaybettik. sonrasında ordan oraya savrulup durmamız belki de hep bu yüzdendi. garip geldik, garipsendik.. acılarımızı göstermemek için, komik suratlar edindik.. güldürdük insanları.. neşe öyle olmaz, bak böyle olur aslanım dedik.. bir tek işte kapalı bir yer.. oraya aman dedik... ellersen yara yaparsın dedik.. dinletemedik...
insan tatmin olamadığı yer de belki de işte o yerde kaybettiklerini aramaya başlıyor.. hayatımda ki en sevdiğim filmin repliği yetişiyor imdadıma: ''bizler aslında kaybettiklerimiziz'' diyerek sarılıyor yine boynuma.
insan ruhunun acısını bastıramadığı yerde kafasını geri çevirmekten başka insanca birşey bulamıyor olabilir belki. kimbilir, ben değil.
-------------------------------------
gel barışalım diye kurdu cümlesini. artık barışalım...
bir kelimeye sığabiliyordu. tüm kırgınlıklar.. tüm incinmişliklerimiz... ''artık barışalım''
bana yine içi boş geliyordu kelimeler.. ''tamam barıştık'' diye bir cevap olabilir miydi?
yada bir cümle ile sıfırlayabilir miydi tüm acıları.. yapamazdı..
ne derse desin içi boş kalıyordu ortaya atıp bıraktığı kelime.. benimse hiç kollarıma almak gibi bir arzum yoktu artık..
bazen ''ama''ların, ''fakat''ların açıklaması yoktur. siz var sanırsınız. ama öyle değil onun altında yatan niyet. Ama ile kurdu cümlelerini... Ama, sonra yine ama.. bense içimden aman ederek ısırıyordum yine dudağımı.. sonunu bildiğim cümleleri sevmiyordum. sonunu bildiğim hikayeleri, sonunu bildiğim adamları.. çok bilmenin verdiği, müthiş bir huzursuz döngüde sıkışırken buluyordum kendimi her seferinde.. ''ama'' ile alıyordu bende olan tüm bağlarını..
Anlat! diyecek kadar kız çocuğu olarak büyütüldüğüm yeri hatırlıyorum apansız. Kelimelerin arkasına sığınmadan.. amasız,niyesiz, fakatsız... ''ama'' onu benden yine alıyordu.. seneler önce aldığı gibi..seneler önce yaptığı gibi... birkaç ''ama'' içinde beni hapsettiği yerde buluyorum yine kendimi... aklımda binlerce kelime dönüyor yine gecenin bir vaktinde.. kelimelerle düzüşmekten yorulurken beynim bırakıyorum sol kolumu koltuktan aşağıya... böyle sessiz, nefessiz, ne kadar durabilirim diyorum.. ne kadar daha kalabilirsin içimde.. ne kadar daha incitebilirsin diyorum..ne kadar daha bana yaptığın en son kötülüğü hatırlar sana gecelerce inlerken bir yanımla küfür ederim diye düşünüyorum... insan beyninin yaradılışına kızıyorum. hatırlamak istemiyorum.. Eternal sunshine of the spotless mind geliyor her seferinde aklıma.. ne yaparsa yapsın unutamaz insan diyorum... yutkunuyorum..
aklıma yine en sevdiğim kadının en sevdiğim sözü geliyor düşünürken ;
bazı insanlara, bazı kitaplara, bazı şiirlere, bazı rastlantılara ve bazı kaderlere inanmasınız bile borçlusundur... gecenin bir vakti puzzle dolu duvara baktıkça gülümsüyorum. belki de diyorum sen de borçlusundur.. barışmayı red ediyorum..kendime ait olan her hakkı geri alıyorum.. bana verilen hak ile kalkıyorum koltuğumdan... en çok kaybetmeyi korktuğum senden kalkıyorum. belki de diyorum ben bu kadar sevdiğim için sen sendin... belki de benim sevgimdi senelerce pranga gibi kendime bağladığım.. belki de sen en başından beri hiç haketmedin diyorum.. belki de seni en çok böyle bir tutkuyla da sadece ben sevebilirdm diyorum.. yine de hayatımda ki her tesadüfe borçlu olabileceğimi düşünüyorum. Ve belki de seneler süren bu hüzünden, seneler süren bu kanayan yaradan yalnızca ben bizi kurtarabilirim diyorum.. riyakarca söylenmiş her kelimeni, riyakarca kibirlenmiş her söz öbeğini, tüm ''ama'larını, korkularını alıyorum ceplerime... en son attığın mesajı hatırlıyorum.. insan diyorum... hiç tatmin olmuyor.. senden eminse.. hiç doymuyor... hiç anlamıyor...sen de onlar gibi oluyorsun koyduğum yerde seni.. ve tüm hakları senden aldığım yere varıyorum.. seni en çok ben severdim dediğim ruhuma inanarak... en beklemediğin şeyi yaparak çıkıyorum evden dışarı.... İnsan, eğip büktüğü herşeyi eninde sonunda kırar VKN... geriye sadece olduğu hali kalır... ve en son yaptığı ile hatırlanır.. acımı yüzüme alıyorum.. verdiğini önüme katıyorum... kollarımı açıyorum sahil boyu... kollarım hezarfen...nelerden vazgeçiyorum bir düşünsene?....
---------------------------------------
kandırabilir misin beni? boyum kadar bir aynayla.. acım kadar cesaretim olsa, affederdim kendimi çoktan..
belki de hep savaşlar gibi.. hiç bir yer de durmak istemiyor.. dünyaya bedel eşsiz ruhum.. dünyayı bilmek istemiyor....
insan bu kadar can çekişirken, bir mor ve ötesi şarkısı daha çıkar karşısına... ne garip... sanki her bu zamanım için bir şarkı ile yetişiyorlar..
neden artık görüşmüyorsun dedi.. aslında anlatmasam da daha önce kurduğum bir kaç cümleden anlamıştı yine neden kaçacağımı...
İYİ çünkü dedim... sen de iyisin dedi.. Bunu diyeceğini de biliyordum.. Bunu hangi dostuma böyle sunsam bana aynı cevabı verirdi.. ama bence iyi'nin de bir kavramı vardı. hem iyi hem kirli olamazdı insan.. birini seçmesi gerekiyordu.. Kirli de elbet çok göreceli bir kavramdı.. Yaşanmışlıkların fazlası, görmüş olduğu birçok şey, deneyim, tecrübe, yangın, acı, çukur, dip.. adı her neyse... hepsi bir bütün oluyordu... sen nerede durmak istersende, senin orada durmana asla izin vermiyordu. taşınman çok daha zor oluyordu... bu yüzden İYİ olan temiz olmalıydı... herkesin kabul ettiği yerde, kendimi asla bu yana ait görmüyordum.. çok bilmiş olmanın verdiği inanılmaz mutsuzlukla sızlanıyordum elimi kalbime koyup... İYİ olandan kendimi çekip bir hışımla alıyordum... Gaddarca, acımasızca.. bazen en iyi kostüm bu oluyordu belki de üstümde.. zaten acının da görünmesi taraftarı olmuyordum en başından beri... İyi insanlar o güzel atlara binip gittiğinden beri, bizler olabildiğimiz kadar iyi kalmaya çalışmıştık bu hayatın içinde.. her ne yaparsak yapalım beyinlerimizi korumaya alamamıştık.. İnsan tehlikeliydi.. defalarca sırtımızdan vurmuştuda, defalarca riyakarca harcamıştı tüm çabalarımızı.. tıpkı kendim gibi bir suçlu gerekiyordu bana yine.. elleri kanlı... acıdan kurumuşta kalbi, hala tutmaya çalışan..
bu yüzden yine İYİ'yi gördüğüm yerde çevirmiştim yüzümü... Kendim böyle oldukça, acısı olan insanlara yanaşıp yanaşıp ''nefes al'' demek gibi oluyordu tüm yüzler.. Anca onların içinde daha iyi saklanır gibi... Kinyas gibi... Kayra gibi...
"ne kadar yalnızsan o kadar uzaga gidersin. ne kadar terk edersen o kadar ölürsün"
-------------------------------------------------------
neden savaşmaktan vazgeçtin kuzum dedi en büyüğüm.. şefkatli bir seslenişle... tuttuğunu al diye öğretmişte ne de olsa yıllardır kulağıma... en kötüsü vazgeçmek heralde dedim sessizce.. gel yanıma dedi.. gitmedim..
kafamın sağ tarafı yine karıncalanmaya başlamıştı... yine tekerrür ediyordu... bir insanın 15 senedir bir beyin cerrahı olur muydu.. bu hayata oluyordu.. hoşlanmadım diye kuracakken cümlesini dur dedim dur söyleme..
bazen, insan birşeye ikna olmak istemiyor.. bazen istiyor ki artık ne olacaksa o olsun.. hatta artık olsun.. tekerrürlerden sıkılırım ben diyorum.. tekerrürlerden çok sıkılıyorum diye yazıyorum buraya 17 senedir. tekerrür ediyor yine sözler.. tekerrür ediyor ''ama'lar.. vazgeçiyorum demek bu sefer daha az yoruyor.. vazgeçiyorum... gecenin kör vakti iniyorum denize yokuş aşağı. istanbul gibi kokmuyorsun diyorum.. bana ait değilsin dediğim yerde kıvrılıyorum montumu açıp kumsala.. hiçbir yere ait hissetmediğim yerde kapatıyorum gözlerimi... insan diyorum, her zaman riyakar.. güçlendikçe zalim.. büyüdükçe gaddar.. insan diyorum, sen ondan yardım istemeye gör... en büyük zevki hor görmek... insan diyorum, sevmiyorum..
''gerçekten de hikayenin sonuna geliyoruz. ve çok yükseklerden düşeceğiz. unutuyoruz. hissetmiyoruz. istemiyoruz. yaptıklarımız, daha çok eski alışkanlıklar. konuşmalarımız, elli kelimelik bir bulmaca. çok fazla tanıdık hayatı. şimdi kusma zamanı! ama her tükürdüğümüz pislik, yanında bizden bir parça da götürüyor...''