9 Eylül 2019 Pazartesi

Kendimi kendimden kısıp, geri kalanımı o çocuğa ekledim….



geride bırakmışım, unutmuşum gibi belkide birçok seyi..sacma sapan…. ihmal etmişim belki de kimbilir…, kaçırmışım gibi…kaçırmak…. öyle bir şey işte…sap saçma… tüm olanlar sonrası rahatsızlık kalbimde, karaciğerimde…..boynumda… midemde kelebekler tepiniyor. öyle bir şey. ama tatlı bir tarafı yok… neşesi de yok…


kusura bakmadan söylemek gerek: linc ediliyor gibi….

öyle bir şey…nası birsey değil.. öyle birsey….

bu duyguyu sevmiyorum. bir şey söylemeliyim belki..birseyler anlatmalıyım…sanki köprü öncesi son cıkıs misali… hep o tabelayı ordan sökmek istemiştim.. hep ordan calıp, odama koymak istemişimdir.. en güzel tabela o olmalıydı alınacak… odam da yok hoş… alsamda koyabilecek bir yerde yok su sıralarda…. Öyle bir şey işte…

gırtlağımın üst kısmına bile çıkamayan bir kaç kelime gerekli. onları söylemeliyim. ama neredeyim bilmiyorum. neredeyim? ne yapıyorum? Ya sen kimsin? Bu hangi zaman? Nerde bıraktık hayatın o kısmını… benim kalbim durmuşta yine.. bır…. böyle şeyler işte...
öyle bir şey…

bazen kendimi ortalığı seyrederken yada telaş icerisinde birseyler düşünürken görüyorum…ama o bilinen telaşlardan ayrı tabi…sakin bir telaş…umarsız bir telaş.. nitsche nin bir sözü gibi:en kötü anımızda bile aklımızda ki filmi izleriz….. böyle bir telaş işte… yada,
öyle bir şey işte…

sanırım bende artık böyle biriyim…? ha? Kimsin sen? Seninde mi kalbin durdu? Peki neden? Seninde bir cok hikayen var tabi…?
Öyle işte…

böyle yaza yaza nefes alabiliyorum…bazen icerek..bazen susarak.. bazen severek…bazen hissederek belkide…bazen dokunarak....

iki nokta vuruşu bakışım var. kime bakıyorum? Bende bilmiyorum.. hep yanlış yerlere dalıyor gözlerim…

iki göz gördüm. iki nokta göz. sonra onlara bir yüz. bir dudak. gerisi geliyor. hep böyle…..

merhaba…..
gel yanıma..

----------------------------------------------------------------------------------------------

yaşama bu kadar büyük bir sevgiyle bağlı, hayata,yaşamaya,sevmeye,sevilmeye küçük bir çocuğun annesine olan muhtaçlığı kadar muhtaç bir insan olduğumu düşünüyordu….düşünmekle kalmayıp bu cumleleri her mesajında dile getirebiliyordu.. Bense hiçbirseyin göründüğü gibi olmadığını ona atlamaya ugrasıyordum.. böyle böyle konusuyordu… bi zaman sonra fikrini değiştireceğini biliyordum.. bir zaman sonra fikrini değiştirdi.. yanıp sönen yıldız misali olmaya başladın sanki diyordu…… ama birgün gözden tamamen kaybolma korkusunu da cok iyi biliyordu… artık sessizdik hayatımızda… sadece ikimizde bu filmin sonunun ne olacağını merak ediyor, bekliyorduk…. Görmesemde hep hayatımda beni takip ettiğini biliyordum.. bazıları vardı ki, görmesende duymasanda hep oluyordu adeta o koydugun yerde… o da öyleydi hayatımda.. sanki en kötü anımda hemen yetişecekmiş, tutacakmıs gibiydi beni.. bir telefon uzagımda gibi… o benim belkide hikayemi izleyen, bu filmin sonunu hazır olda heran katılacakmış gibi bekleyen kahramanımdı…
hikaye belkide böyle tamamlanacaktı… benden cıkan bir sürü hikaye gibi belkide…
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir yaz günüydü…yakın bir yaz günü.. konuşmaya ihtiyacı olduğunu hic dile getirmemişti… koskoca bir 8 yıl icinde.. hiç konusmazdı zaten.. konusmayan insanlar beni hep korkuturdu.. insanların aklından ne gectiğini cok iyi bilememek hic birzaman iyi bir sey değildi.. bazen bir ses seni ele verirdi… hissedebilirdin bunu… ama susmak?
hemen bulusmustuk… ağaçların dallarının güneşi kestiği, o tahta masaların olduğu bahceydi… o her zamankinden icti.. cin….. bense mojito iciyordum… anlatıyorduk karsılıklı..bir nevi sorunlarımızın ötesinde hayatı sorgulamaya başlamıştık.. tek bir kelime cogu kırgınlıgı yok edebiliyordu benim icin… böyle koymustum belkide kuralı..
- bunları yasarken kendi icimde, sana hak verdim..ozaman haklıymıssın yaptıklarınla dedi…
güldüm…. Bir gün bunları soylemesi benim icin yeterliydi… içim rahatlamıştı… sadece anlaşılıyor olmak en güzeliydi belki de….
zor günleri aştık… zaman herseyin ilacıydı ve zaman herseyi silip süpürmüştüde zamanla……düşünceler değiştiği gibi, hislerinde değişebiliyordu…ve yanılabiliyordun…
2 yabancıydık artık… aynı ortamda göz uclarımızla bakmıstık birbirimize bu günlerde.. adımlarımız bir okadar tarkatsiz.. birseylerin beni engellediğini biliyordum.. bu sefer kıramıyordum da hicbirseyi…yumusayan her yerim taşlaşıyordu adeta…üzülmüştüm.. bunu biliyordum.. hersey yarım kalıyordu ya hani..simdilerde burada yaşayan,burada tarif edilen herkes anılardan ibaret olmaya baslamıstı hayatımda da…. Ve böyle gitmiştim yine bir dosttan…geriye kalan sadece yalnızlıklarımız ve elimizde kalan o anılarla…o 8 yıla kattıklarıyla... aklımda hala...

dünün ne cok tasası var..bugunun ne cok endişesi…yarının ne cok gideni olacak daha…
Şimdilerde bizler sadece tüm bu olup biteni düşünürken, cocuk biriktiriyorduk gecenin o en karanlık noktasında..

Yazdıkca akıl değilde omuz hafifliyordu sanki…

Kelimeler dönüyordu heryerimde..herkesten aldıgım birer tek cümle ile yepyeni bir hikaye cıkartabilirdim belkide.. bu yuzden de soruyordum ya cogunuza sakince… niyelerini, nedenlerini, oldurmalarını… hepiniz farklı hikayeler veriyordunuz elime… anlattıkça çoğalan, anlattıkça büyüyen hikayeler oluveriyor her biri her seferinde…

En küçük bir ses bile sanki gök gürültüsü…. diyor ortaçgil...

bense, sarılmak istiorum bazılarına.. uyumak.. huzur bulmak..şöyle sarılsak birbirimize..sessiz nefessiz, kalsak bir süre sımsıkı...

ya-pış-tır..

23 Şubat 2010 Salı

1 haftalık yazma isteği... girdaplara dayanan parmaklar..
terkedilmiş ev..
nikotin...
uzaktaki dostum..
uzak ailem..
wiskym..


denemeliydi yeniden..
daya kalemi şakağına...
hadi..
bu üşengeçlik yer bitirir ruhumu..
tut kalemi..
belki şimdi..yada hicbirzaman..
dene..
yenil..
tekrar dene..
yenil.
tekrar dene..
daha iyi yenil ! hadi!

bir cam faunus a sıkısmak gibiydi bendeki.. ha bir de sende ki ve ondaki.. cam'ı kırmaktı tek isteğimiz..
oksijenin bittiği yerdeki..

Hiç olmak, az şey midir?
Ya-pış-tır.

Az mı kuşatılmıştık, cok mu kendimizdeydik bilemiyorum..
arabesk mi bizi bulmuştu..yoksa biz mi arabesk’e konu mankeni olmuştuk..tartışılmaz, sadece yaşanırdı..


umrumda da değil ya artık...
nerem varsa insan kalan, işte orası acıtıyor birtek...(umay adına... )

güzeldik..
güzel günlerdeydik..
belkide hersey bir hayal..bir karabasan..bir rüya..

güç? (dövünmeyi bırakmak ve kabullenmikti belki..kimbilir...ben değil.. )

kendimi bıraktıgımda dokunuyor erkek kardesim omuzlarıma.. tutuyor kollarımdan her seferinde...yine..yenileceğimi bilsede.. ama bırakmıyor... bırakmaz.. vazgecmiyor.gecmez.. böyle bitmez..

böyle bitmeyecek..sana söz..

bazılarını görmesemde, kalbimin onları bulmadıgı tek bir an bile yok..

Bir kedi, ömrü uzatabilir..bunu gördüm. Bunu yaşadım ben.. bir kedi ömrü uzatabilir..uykudan tatlı yar yok..turistler geziyor hayatlarımızı.... bunu bildim ben..

vakti gelince susmayı da bildim ben..

şimdi mi.. kanatmıycam..
kan akmayacak..
sabrın o en derin noktasında bekliyoruz. daha ne olacak diye. bekle.. sus!

Her şeye her şeye, belirsizlik egemen.. görüntü, rüzgarın emrine yaver.. hiçbir şey çocukluk gibi ne net, ne beyaz, ne de toz pembe.. bir hırsızın hayatı, şimdi bize dayatılan..... çal çalabilirsen sende... ! umarsızca..

ha birde wisky...uyutacak kadar.. kanı yumusatacak kadar..

en yakın dostum beni kırabileceğini söyledi.. kırıldım..
ama o bunu hic bilmeyecek...

-----------------------------------------------------------------------------
here and now we are gone in a heartbeat
a dream in the passage your time
chances are fading
this world isn't waiting
the moment is passing you by

no future...
no warning....!
---------------------------------------------------------------------------------

şimdi mi?
Hiç olmak, az şey midir?
Ya-pış-tır.............

hediye süsü verilmiş ayrılıklarım...

23 Eylül 2010 Perşembe

Konusuyorduk sürekli.. –doğrusu bu olmalı bence… - yok bence böyle olmalı… - neden acı cekiosun kuzum? Hadi gel bir bakalım.. sürekli birbirimizin yaralarını iyileştirircesine sorular soruyorduk… sonucunu bilsemde dökülüyordu agızımdan kelimeler : geçer kuzum.. gecicek kuzum..

Ne kadar güzel geçiştirebiliyorsak, o kadar güzel di işte… sonucunu o da cogu seyin biliyordu. Ama bir ümitle yinede soruyordu işte.. endişe ederek..

Hersey cok cabuk değişebiliyordu.

Bende öyle…

Değişim kacınılmazdı ya hani..

Yürek carpıntıları..

Çarpmayan zamanlar..

Hicbirsey ifade etmiyor artık.. bir renk, bir ahenk, bir surat, bir bakıs, bir dost, bir kardes, bir sevgi, bir saygı, bir beraberlik., bir fark ediş.. ne cok seydi terazinin bir yanında..

Bugun bu kelimeyi basucumdaki kutunun icine astım : “sıtkım sıyrıldııı”… ne güzel dedi.
Ne kadar sevdim.
Yürek carpıntıları..
Kokusmusluk..
Tekerrür..
Kilitler..
Kaybedişler..
Kaybettim. Kazananların zaferleri ise..surat cevirmeli..

Umayın dizelerinde ki bir söze gidiyor zihnim her seferinde : beni en cok babamın aldıgı kırmızı pabuclar sevindirirdi derdi..
Rengını kaybedeli ne cok zaman oldu..

-demın konusurken yıne tekrarlıyordu… surekli sorular sordu.. “ya bu sefer doğruysa…” "ya bu sefer böyle yaparsa "

Bir yerden duymustum.. : bir adam sürekli kendini öldüreceğini söylerse, emin olunki mutlaka kendini öldürecektir…”

Arizona dream de de bir söz gecerdi : eger kitabın basında bir silah görürseniz, bu silahın patlayacagından emin olabilirsiniz….

Ben birsey görmedim.. ben bir şey bilmiyorum.. ben sadece suan da her olan seyi, her türlü durumu birbirine baglıyorum.
Hersey bir ilizyon gibi.. ama su sıralar tekrarları cogaldı..

Hepimiz farklı hayatlarda yasıyormusuz gibi gözüksekte.. acılar cok benzer olmaya baslamıstı.. endişelerimiz en üst boyutta.. bir yere tutunmaya korkar olmustuk.. ya çökerse? Yok bu da elde kalmamalı be dostum?

Hersey toz bulutu icinde dans ediyordu. Sessizliğin dansı gibiydi.. her bakısımda bu anı yasamıstım der gibiydi icimde ki bir ses.. var gücümle son kez söyledim bugun: hicbirseyin ortası yok artık.. bir karar vermelisin dostum….

Kızgındı..kırılgandı… kızmıstım. Benı anlamadıgını dusunuyordum.. daha fazla uzamaması icin kapadım. Bılıyordum kı bu hırs, bu öfke onu tüketecekti.. bugun benden herseyi götürmüştü. Tek bildiğim buydu.. beni dinlemesini istiyordum. Dinlemiyordu. Aynılarını bende yapmıstım. Belkide o da yasamalıydı hepsini. Sakinleştikten sonra, sesini duydugumda… üstüne fazla gittiğimi söylemiştim. sakinleşti.. mutlu geliyordu sesi.. bişekilde anlamıstık yıne bırbırımızı..

Ne garipti su insan psikolojisi. Bazen bişileri cozmek icin yeterliydi belkide anlamaya calısmak.. bazen bir eli uzatmaktan cok daha iyi birseydi bu.
Umarım endişemi o da anlamıstır artık..

Sadece bir kere sevdim dedim ona hep..doğruydu.. gözlerimi kapadıgım heran , kendimi kendimden kısıp, geri kalan her anımı her zamanımı o adama ekleyerek bitirdim..

Artık sözün bittiği en son yerdi ya işte burası.
Artık ne o adama, ne kardeslerime, ne dostlarıma.. artık hicbir yere ait değildim.

Ve Kurt Cobain in sarkısında ki bir bölüm gibi: gidilecek bir ev yoksa, sarkılar bile işe yaramazdı artık.

keske herseyi değiştirebilseydik.. keşke herseyi düzeltebilseydik..

geçenlerde demişti, - niye yazmıyorsun artık diye... "gözlerimi kapatmaya calısıyordum" hepsi bu..
birde demişti yıne pişmanlıklar icinde giderken: simdi peki daha once yaptıklarını yapar mıydın bu sefer olsa.. tam bir cevap vermemiştim ya..
ama yapmazdım kuzum..
bildiğim ve anlatmaya calıstıgım buydu işte.
unuttum.

tüm sandıklarıma...

Böyle oynardık ya o eski zamanlarda... bir- iki - üç ve tıp....Susmak bile bir oyun olurdu.. ancak bir tıp la susardı ağzımızdan cıkabilecek hersey..
şimdi hersey coktan "tıp" landı... konuşmaktan bir okadar uzak ruhlarımızla...

yıne herzaman ki metüst sözüyle başlayacagım : Baba beni başa sar ve biraz öyle dondur..

"biz hep sağlam sandığımız bir yer-şeylere sığınıyoruz.... biz hep biraz daha çekiliyoruz kabuklarımıza...biraz daha un ufak, biraz daha göçebe..ve hep ucube.. hiç te vaad ettikleri gibi değilmiş yeryüzü......."

sandım...
sandık...


birbirlerini seviyor gibi görünüyor insanlar..külkedisi, ayaklarına tam oturduğunu sanıyor cam ayakkabıları'nın ... oysa, arkadan vuruyor, sıkıyor..... bu yüzden çıkıyor teki....

sanıyoruz..
kanıyoruz..

biz artık her soruya geç'iz..biz artık her soruya geçiniz... ve her daim taşıyoruz pamukprenses'in yarısı'nı yediği o elmayı...

betonlaştık, kalın olduk...acılarımızda bile bir an olsun yoğunlaşamıyoruz artık... hiçbir cevap, hiçbir çözüm, bize iyi gelemez artık..oldu bittiye geldik.. olduk ve bittik...

hadi baba,beni başa sar ve biraz öyle dondur...

nereye cekersek oraya gidiyordu ya kelimeler... işte elde değildi, kelimeleri o yere cekmeden gecen zamanlar.. o huzursuzluk icinde, boylesine bir sorgulama icindeyken heleki... cıglık atıyordu kelimelerim.. inleye inleye..

gözlerim... gören gözlerim... bilen gözlerim cogu zaman... sonra görmezden gelen gözlerim... böyle yazmaya basladım ya şimdi... umay'ın isyanı geldi aklıma... diyordu ki: herkes bakmak istemişti gözlerime, nahhh baktırırım....
bu söz kafa kazınmıs olsa gerek ki, gönül gözüyle bakamayan insanların gözlerinin icine bakamıyorum o günden beri..
heleki sahteliğini görmek.. al bir yıkım daha sana..gecen yazıdan sonra..

pazar günleri kendinden sıkılıyor mu acaba... Bildim bileli haftanın en gereksiz günü oldu hep hayatımda.. Dün de öyle bir gündü işte.. neyseki dünde kaldı dediğim cinslerden... En azından simdilik gelmesine 6 gün kadar zamanım olan bir gün benim icin... Sevgililer gününü yakışır şekilde kutladım dostlarımın.. Yalnız dostlarımda vardı tabiki.. Onlar icin kaldırdım oturdugum yerden kadehlerimi evimde bir bir... işin ilginc yanı, dün aldıgım tüm yanıtlarda, tüm yazıslarda.. ne kadar ilginc ki herkesin agzından aynı kelimeler dökülüyordu... "hepimiz yalnızız be pelincik, pelin.. pelout,...."

zamanla daha cok kavranılan, yaşanılan, yaşatılan, dayatılan, yutturulan, tıka basa dayatılan, bogazdan sokulan günlerdeydik ne de olsa... ve nede olsa tarihi günler yaşıyorduk... cunkü hala yaşıyorduk... bir umutla...

"hafta yedi..gün, yirmidört..... yıl üç yüz altmış beş gün çeker.. çarp zamanı...bedeninle.. böl beynine, yüreğine... al, ömrün.. daha ertesi gün, daha ertesi gün.. yoo hayır... daha ertelenmesi mümkün değil ölümün, sus.. (metüst)"

ve baba, beni başa sar ve biraz öyle dondur... lütfen....

bugun diğer günlerden daha zor alışıyorum dünyaya... bugun biraz daha zor kabulleniyorum olup bitenleri.. son bikac gündür böyle aslında ruhum.. ama bugun sanki biraz daha fazla, derinden carpıyor köşelerime... neyi beceremediğimizi bile bilmiyorum.. bu sozun yanına devamına, bir argo sözde biliyordum aslında.. ama soylemek istemedim.. böyle kalsın.. hem kalıplara sokunca sıkılmasın kelimelerim.. olmasınlar benim gibi... özgür kalmalı.. özgür olmalı... benim olamadıgım kadar özgür olabilmeli tüm kelimelerim.. kimse elleyememeli dimi..

bloglar okuyorum.. bloglar inceliyorum.. en dostlarıma ait olanlardan.. ne ilginc.. ne kadar benzer karanlıklarımız diyorum her seferinde.. ama yine her birimiz birbirimizi anlamaktan ne kadar da aciziz..

bir mavra zaman'a isabet etti ömrümüz... yani öz'ün az kaldığı, rivayetin çoğaldığı zamana....
sonun başlangıcındayız... bir müddet sonra, belki rivayet sayılacak tüm bunlar.. öz bitmiş olacak, az'la yetinilecek... hayat bir masal mıydı?

san-ı-yor-dum..
san-mış-tım..
san-dım
haa bide in-san-dım..

kanata kanata...

Kanata kanata..

Böyle parcalaya parcalaya kelimeleri yazasım var.. anlamsızca.. şuursuzca…

Yazmak en güzeliydi. İnsan böyle hafifliyordu belkide.. kızgınlıgını, mutlulugunu.. bazen karsısındaki'nin yüzüne soyleyemediği o kelimeleri, gözlerine bakmaktan aciz o halini..en güzel yazarak anlatıyordu ..

Sadece ben değil.. artık herkes bunu yapıyordu.. tanıdıgım her yüz.. birbirimizin suratlarına bakmaktan, gozlerine bakarak konusmaktan bu noktada bizde o kadar acizdik ki.. yazıyorduk herseyi şuursuzca.. belkide anlatırız, belkide hissettiririz umuduyla…

Bende o oyuna dahil olmustum işte..yıllar öncesinde adımlarımı atarak.konusmaktan bir okadar cekingen,bir okadar ürkek, bir okadar korkak olarak.
Belkide kaybetmekten korkar olmustuk.. cekinir olmustuk, yanlıs ifadelerden.. yüreksiz olmuştuk, aldıgımız sert tepkilerden..

Bir okadar da sertleşmeye yüz tutmuştu ya her yanımız.. nasır gibi sertti artık bazı seyler hayatlarımızda.. gün gectikce en buyuk korkularımız bile hafiflemeye yüz tutmustu.. yine ben böyle yasamadım işte ama hayat önümden böyle aktı kelimeleri dökülüyordu beynimden..

Belkide ben herseyi bilerek, yasamıstım böyle..

Simdi ise aklımda kalan sıralı sıralı “keşke” lerle…

Zihin cok garip bir oyun oynuyordu cogu zaman bizlere.. su zamana kadar herseyin aklımda , zihnimde kalmasından, hic birseyi unutmayısımdan bir okadar rahatsızken..bir okadar mutsuzken..son zamanlarda isimleri bile karıstırmaya basladı beynim.. ya o kaybetti.. yada bambaska bir oyun daha oynuyordu bana.. zorlanıyordum hatırlamalara.. bunu beklerken, bunu isterken, simdilerde biraz daha monotonlaşmıstı sanki hersey.. belkide her hatırlanılan, benle beraber kalması ve orada durması gereken seylerdi..

İçki şişeleriyle uyusurken beden..biz coktan teslim olmustuk aslında.. beynimizdekilerden kacmaya.. tamamen uzakta durmaya.. ve bu son artık cogumuzu mutlu ediyordu.. rollerimiz boyleydi.. acılarımız benzer, yollarımız paraleldi coguyla..

Yine zamanlardan bir zamandı.. eski zamanlardı o en eski dostumla.. hala yanıbasımda olmasından gurur duydugum dostumla.. kaybettiklerimize yakınırken,halimize üzülürken, kendimizi beraber güclü kılmaya cabalarken dökülmüştü cümleler ağzından… “bizi zamanında babalarımız terk etti pelin, onların terk etmesine sasırmamalıyız” demişti.. yıllardır aklımda olan,kendimi avuttugum, kendimi bunla beraber birseylere inandırmaya calıstıgım bir söz olmustu işte bu.. hep beraberdik. Kendi yalnızlıklarımıza gömülü kafalarımız da ayrı bir sekilde duruyordu. Aynı acıları yasıyor, aynı sonlara yuruyorduk. Digerleri gibi, ikimizde birbirimizi belkide bu yuzden anlayabiliyorduk.. simdi nası birbirimize güc vermek icin ugrasıyorsak, bunların hepsi bu sonların benzerliğindendi..

“Terk edilmek” bu karıstırılmamalıydı.. bu sadece iki sevgilinin birbirini terk etmesi değildi.. herkes seni terk edebilirdi. En yakın dostun, ailen, hatta yeri geldiğinde kendin bile kendinden kacar, kendini bırakır olabiliyordun.. omur icinden insanlar geciyordu..yanıbasından, kalbinden, ruhundan.. ve bazen sadece bir durak oluyordun işte bu hayatın yolunda..

Bir söz geliyordu simdi yine kulaklarıma… “ne ile,kim ile didişiyorsan..o biraz sensin”
Bazen bir didişme , bir hırcın yaklasım karsısında düşünüyordum bunu. İnsanın kendisini suclaması, yanlıslarını kabul etmesi zor oluyordu. Beyin okadar garip calısıyordu ki her zaman, hep karsındakinde bir acık bulmanı saglıyordu.. mukemmel egolarımızla, kendi yanlıslarımızı, acizliklerimizi, hasta ruhlu o uçlarımızı tedavi etmekten okadar uzaktık ki, tum bu olanların suclusu, yıne baskalarıydı.. bizlerse o yanlısın yapıldıgı,o acınası insanlardık her seferinde… oyun tum hızıyla devam ediyordu.. ve bas kahraman olarak yerimizi coktan almıstık… hayat boyle akıyordu…

Bugun özür diliyorum.. o baska zamanlardaki tum insanlardan..tum kahramanlardan..
Yıllar öncesinde dinlemek, anlamaya calısmak yerine gitmesine izin verdiğim en özel dosttan… en son giderken bir kerede daha sımsıkı sarılamadıgım ve o en son yaptıgım telefon konusmasında seni cok seviyorum demediğim en güzel adamdan, ağbimden.. hatalarımı kabullenmek yerine, hep hatalar bulup üstüne yüklediğim adamdan, kırdıgım dostlarımdan, üzdüğüm insanlardan..

Hayat hep istediğimiz gibi olmuyordu.. bazen istemediğimiz bir oyun olsada, can havli ile oynuyorduk sahneleri bir bir.. bazen göremiyorduk cogu seyi.. hersey boyle baslıyordu.. ardı ardına.. ve okadar cok yanlısı vardı ki gecmişin.. o kadar cok keşkesi kalmıstıki gecmişin.. bugunlerimiz ağırdı.. bugunlerimiz yorgundu.. bu günlerimiz kasvetliydi.. bu günlerimiz gelecekten bi haberdi.. kanıyorduk kelimelerle.. kanıyorduk oldugumuz bu günlerle.. bir ümitle, bir gücle… kalan birkac kişi sarılıyorduk birbirimize.. ne olacaksa olsun diye bekliyorduk artık.. ayrılmamak ümidiyle…bigün o gün geldiğinde de beraber göçebilmek , umudu ile….

ne olursan ol, asla emin olma....!






"Öyküler ancak onları anlatabilecek olanların başından geçer demişti biri bir gün: Aynı şekilde belki yaşantılar da onları yaşayabilecek olanlara sunarlar kendilerini...-Paul Auster"





herşey ne kadar gerçek olabilirse, o kadar gerçek..zaman zaman da o kadar sıra dışı günlerdi.. aslında bir filmi tekrar tekrar izliyormuşum hissiyle, sonunu bile bile devam ettiren , o sıradan sarpa sarmış günler demek daha doğru idi.

son zamanlarda izlediğim film ile oynadığım oyunu karıştırtan bir zihnin esiriydim. filme göre, oyunun sonunu bitirebilmek ümidiyle idi herşey..

bir önemi yoktu belkide..

biz insanlar, herşeyden şikayet eden yanlarımız, mızmız taraflarımız ile gayet saçma sapan dönüyoruz belkide hep aynı yere.

günler öncesinde insanların kar yağmasını nasıl heyecanla beklediği o günleri hatırlıyorum.. şimdi hangisine "kar" desen; mutsuz, bıkkın, ve kıştan nefret eder bi vaziyette.. izmirde bu sabah konustuğum arkadaşım ise, kar yağmış olmasının ifadesiyle, "burada herkes gülümsüyor bugün" derken, gerçekten zor bulunan, zor elde edilen birseyin: mutluluğun ne kadar güzel olduğunu birkez daha hatırlattı bana..

bizler yağmuru sevdiğini söyleyen, ufacık bir damlada da hemen bir saçak altı arayan o insanlardandık işte..

ne yetinebiliyor, ne yetebiliyor, ne geçinebiliyor, ne geçindiriyorduk ya.. böyleydik.

tekerrür eden şeyler insanları alıştırır sanıyordum.. bir yerden sonra belkide değişim burda da baş gösteriyordu.. anlatıyorsan, susabiliyordun.. duyuyorsan, göz kapatabiliyordun.. "ol-mak" gerçekten bu muydu, belkide hiç bilemeyeceğim. ama sanırım artık eskisinden farklı hissettiğim, bir o kadar umutlu, bir o kadar umutsuz bir zaman dilimi içinde buluverdim kendimi..
insanın bazen en yakın dostlarının bile en uzakta hissettirdiği, belkide ruhun hiçbirşeyi istemediği en tatminsiz yer oluyordu orası bazen, kimbilir...
bir nevi işimize geldiği gibi yaşamak bizimkisi zaman zaman.. "çoğu zaman"..
insanların, birbirlerine karşı sorumluluk hissetmesi: başlarda doğru bildiğim, olmazsa olmaz bir bakış açısıydı ki... birgün tüm sorumluluk hissettiğim şeylerin yüzüme çarpmasıyla uyandım! insanın kendinden başka sorumlu olabileceği ne olabilirdi ki.. koca bir yalan inşaa etmişiz, ve yaşıyoruz..

bir kedi'nin ömrü uzatabileceğini söylemiştim daha önce ki yazılarımda.. bir hayvanla büyümeyen, o bağı kuramayan insanların hiç birzaman beni anlamayacağını biliyorum. "insan birçok şeyi, tadınca anlıyor.." ölümden tutunda, ihanetten, yalnızlığa, kötülükten iyiliğe kadar... geri kalan konuşmaların hepsi içi boş bulutlar topluluğu adeta.. "boş konuşmaktan ağzı kas yapan insanlar topluluğu"

bizler "gerçekten" bilinçli yada bilinçsiz.. insan yapısı mı, kimyası mı bilmiyorum ama.. her olayda, her durumda, her insanda, her-her-her herşeyde kendi dairemizin içinden bakarken.. herşeyi kendi gözlerimizden görerek, hissederek, anlamlandırarak o yol sonunda ki sonuçlara varıyoruz. bir çoğumuz karşımızda ki herkesi kendimiz gibi sanıyoruz. aynı bakmayı ümid ediyor, "böyle yapmazdım" cümleleri kuruyor, her-her-her seferinde hayrete düşüyor, ümitlerimizi kırıyor.. "yitiyor" ve "yitiriyoruz"..
egoizm kelimesini kullanırken,hepimiz oku ordan oraya fırlatıyoruz . "hepimiz çok egoistiz halbuki..." hepberaber..


bize sunulan masalın o kahramanlarıyız işte.. acıyor, acıtıyor hayat her seferinde.. yıldırıyor bir çok zaman.. ümidini, inancını kırıyor, seni yok ediyor.. bu zamana kadar yaşadığın herşey bir yalan"mış gibi yüzüne yüzüne vuruyor.. . kendinden kaçmak istiyor insan.. arınmak, yok olmak ister gibi.. ve hayat hep tekerrür ediyor.. hep hayal kurduruyor hayat :) keşke biraz daha geçmişe dönebilsek der gibi..
keşke dönebilsek.
böyle birşey olacağını bilsem, koşa koşa giderdim bundan eminim..

çaresiz zamanlarımın o insanına;
bazıları vardır ya.. hayat durağan akışıyla akarken orada yokturlar.. göz görmez, gönül hissetmez derler.. zaman gelir, zaman durur.. kaybolmaya başladığın yerde gözün açılır adeta.. ve görünür o zamanların o insanı.. rüyalarda geliverir bir çok zaman.. bazen bir rüzgar gibi.. bazen soluduğun hava gibi.. tutar seni.. herşeye karşı.. herşey kaldığı yerden devam ediyormuş gibi, konuşur seninle.. kimsenin sevemeyeceği gibi okşar saçlarını.. uyanırsın.. hayat tam bıraktığın yerde hızla akıyordur yine.. herşey karmaşıktır.. herşey zordur.. bir rüyadan uyanmak gibi girersin içine yine.. ama herşey değişmiştir... herşey değişecektir...


dünya'nın en uzun en güzel kışına rast-la-dık / ey ömür sus lapa lapa! "met-üst"

bir masalın sonunda....

Kaderimi Dostoyevski yazmış..ahhhh ben iflah olmam….

Zaman zaman… kimi zaman.. hani olur ya bir şeyler..bilemezsin neredesindir , ne yapıyorsundur..sen misindir? Başkası mı? Başka biri mi vardır yine ruhunda…bazen biraz muzur…bazen melankolik..bazen garip..bazen belirsiz… olur öyle zamanlar… takılmamak gerek küçük anlara…

Olmadık bir günde, olmayan bir zamandı sanırım.. önce oturduk biraz karşılıklı.. aslında konuşmak istediğim şeyler vardı.. anlatmalıydı biçim biçim, içini dökmekte isterdi içim.. ama o anda sessizlik hakimdi.. olağanca kasvetiyle… işin en ilginç kısmı da..ağzımı açmaya mealim yoktu.. hani en anlaşılır şeyleri konuşacak olsam da, en güzel sohbet yolculuğuna girecek olsamda…kendi kendimi ikna etmekten o kadar uzaktım ki.. sessizliğin oyununa devam ettim.. mayışa mayışa… o anlatıyordu..biraz oradan biraz buradan..ben sustukça daha da sakinleşmiştim.. artık konuşma faslım tamamen bitmiş, yerini sadece ufak bir tebessüme devretmiştim.. sen neden hiç konuşmuyorsun dedi.. belki de hiç hikayem olmadığını düşünüyordu.. konuşmak istemiyorum diyemedim..yine tebessüm ediyordum.. zaman geciyordu… es geçmeden beni her zaman ki gibi… elim kahve de ki kaşıkta , parmaklarım kaşığı bırakmamacasına kıvranıyordu… bi anda dökülüverdi ağzımdan kelimeler…cok acı çekmiş gibisin sen dedim.. korktu.. sanki bunu birisinin hissetmesi, onu çok güçsüz yapacaktı.. bunu göstermek istemiyor gibiydi..endişeliydi.. sonra sustum.. kalktık yürüdük.. yolun sonuna yaklaşmıştık ki, sadece hosçakal dedim.. aslında biliyordum .. cok acı çekmişti.. belkide bu yüzdendi, acıları birbirlerine benzeyen insanlar birbirlerini uzun yolda kaybetmezlerdi.. .. susarakta olsa, korkarakta olsa.. sırtında ki barcode izinden tanımıştım ben, kardeştik biz.

Başka bir zamandı.. her şey ilerliyor, zaman yine akıyordu..

Ağlıyordu…nasıl bu hale geldiğimizi soruyordu arka arkaya.. hayalleri yıkılmıştı.. sanki her şeyin suçlusu benmişim gibi bakıyordu yüzüme..üzgünlüğünün yanı sıra, suçlar bakışları içimi delip geçiyordu… halbuki aynı sorular benimde aklımdan bir bir geciveriyordu… nasıl gelmiştik bu hale diyordum ardı ardına..suçlayan bakışlarımla, sessizliğimle… takmıştım umursamaz en keskin maskemi… bakıyorduk birbirimize.. birbirimize en yakınken en uzaktık artık.. kalktım ordan.. çantamdan çıkarttığım bir kitapla salona geçtim.. okumam gerekiyordu birseyler.. uzaklaşmalıydım herşeyden.. sayfaları çeviriyordum ardı ardına.. ama hiç birşey okumadığımı biliyordumda.. zaman gecti….. hersey yabancılaşıyordu artık… en şiddetli kavgayı, en acı sonu ister olmuştum.. bunu yapsın ister olmuştum. Yapmıyordu.. suçlu ben olmalıydım yine.. ve ben başlatmalıydım kavgayı… ve ben başlattım kavgayı.. inceldiği yerden kopmalıydı artık… bu belirsizlik, bu sancılar devam ettikce hayat akamıyordu..sıkışmıştık kayaların arasına..doğru yoldan bir o kadar uzak.. eline gelen her şeyi fırlattı üstüme.. bana isabet etmeden gidiyordu duvara bir bir her biri… elimden engel olmak gelmiyordu.. vursun istiyordum… herşeyin başladığı o noktanın tamamen yok olması için.. vurmadı… sessizce alıp gittim eşyalarımı.. hersey orda yok olmuştu aslında.. sonra zamansız görüşmelerle, zamansız sancıları görüyordu ruhum. Bıçak gibi kesip atmalıydı..bıçak gibi kesip attık birbirimizi.. kabuk tuttukça kazıdım ellerimle kabukları bir bir.. yara iltihap olana kadar.. sonra inceldi kabuk.. sonra baktım izi kalmış derinden belli belirsiz…

İşte böyle zamanlarda geliyordu aklıma o söz hep: biz kimi unutmak için sevmemiştik ki…
İnsanları izlemek en güzeliydi.. hayatı, çabalarını, uğraşlarını..didinmelerinii.. belki de kendime gördüğüm hep aynı sonlar heyecanını yitirmişti.. kim bilir..
Üzülmüyordum.. çünkü ben böyle yaşamamıştım.. her son gibi , hayat önümden böyle akıyordu .. es geçmeden yine.. bende bırakmıştım o en sağlam bağladığım kazıkla beraber kendimi o sulara.. bi yere saplamaya gerek duymuyordum.. suların taşkınını seviyordu ruhum. Bağıra , çağıra…gözlerimde bir bilinmezlik.. en güvenilir olmayı dilerken.. ihanet edebilirdim belki de herkese.. umursamazca..

Ama yapamıyordum..
Olamıyordum o kendimi koyduğum yerde…
En çok kırmızı ruju seviyordum..kırmızı ojeyi… belkide umay'ın dizelerinde bağıra çağıra yazdığı o kırmızıydı beni kendine esir alan..

Yine bir zaman.. gelip koluma vuruyordu biri.. yeter artık bırakmalısın bu melankoliyi diyordu isyan eder gibi.. çok mu mutluydu? Yoksa herşey mi bu kadar sahteydi.. anlam veremiyordum bana isyan edişine.. dostum diyordum ama.. bi yandan da bukadar mı yabancıydık birbirimize.. nerde yollarımız ayrılacak diye merak ediyordum belki de.. bu merak beni kopartamıyordu onun yanından.. anlasında istemiyordum artık.. anlatacak birşey kalmamıştı... susmak dışında.. o da anlayanaydı ya…

İşte böyle başladı tüm hikaye…. Birbirinden kopmaya başladığı andı ruhlarımızın.. her biriyle..
Her insandan bir hikaye çıkardı sonunda.. hiç hikayen yok mu senin derdim bazen içimden birilerine..ama biliyordum ki, dokununca dökülüverecekti tüm hikaye.. ardı ardına..
Bazen işte, dokununca dahil oluyordun oyuna.. herşey bir seçimden ibaretti.. ve seçtiğimiz kaderin içinde kaybolacaktık..
Dokundum..
Anlaşıldım..
Anladım..
Hikayeler bitti..
Hersey dün denilen yerde.. herşey eskide şimdilerde...
Herşey geride..

ve artık dokunmaktan uzakta ellerim..çünkü herşey biter..çünkü herkes gider…

Şarkımızda hazır..mırıl mırıl….
Hic konuşmaz, bazen gülüp susar..yaprak titrer acıyla, düş yanar.. orada , o güzel uykuda hüzün büyür… büyünün sonsuzluğuna…. Kim , tutar ki elini bir daha? İçini kanatan bir rüya olur bu yara….. bir masalın sonunda, ölüme aşkını anlatan bir kadın olur bu defa……….

Iclerinde magaralar..

 Birkaç kelime... Bir takım cümleler.. Burda dursun.. kalanları avanelerimin cebine koyacağım(!) Birgun lazım olursa diye. İnsanın en acılı ...