gece insanın en malt, en yalın hali işte.. duvarlara çarpıyorsun kendini.. sonra kafanı.. sonra kalbini atıyorsun o duvara.. herşey savruluyor bir bir yerlere..duyduğun fiziksel acı yok oluyor artık hayatta... hissetmiyorsun. Ancak biri o an görür, kanıyor derse bakıyorsun sadece. diğerinin tarifi olmuyor.. kalbin ve ruhun kaburgalarının arasında sıkışmışta... hangi yöne dönsen daha çok batıyor o kaburgalar... batmazsa daha çok şaşıracak gibi oluyor belki bir yerden sonra...
arkada can gox.. melancholy man... bu şarkı bu adama, Hakan Günday'a ve Haykoya baktığım gibi bakmamı sağlıyor her zaman.. acıtıyor... niye bilmem..
ansızın Sabahattin Ali takılıyor dilimin ucuna; - .''Bir ümidim yok.. Bu sondu. Artık hiç bir şeyin değişmesine imkan yok,lüzum da yok '' diyor... Kendi umutsuzluğunu kabullenmek gibi belki.
belki de tüm çektiğimiz eziyet, arayış, tahammül, sabrediş. hepsi cebimizde ki umutlardan değil mi? eğer öyleyse nasıl bu kadar pozitif bir duygu olabiliyor.. Her gün olmayana doğru sürüklenirken insan... her gün daha çok güneşten uzaklaşmak gibi değil de nedir?
belki değişir dedim büyüğüme bir gün ismini bile unuttuğum biri için... ne biliyim öğrenir, görür, anlar.. belki değişir.. ne kadar umut yüklüsün dedi , gerçeği suratıma acımasızca çarparken...
sonuçta büyüğümdü... inandığımdı bu yolda.. içimi görenimdi...
40 yaş kemiktir dedi. 40 yaşına gelmiş bir insanın değişme ihtimali asla yoktur dedi.. ''asla'' , asla bile ne kadar acımasız bir kelime... haklıydı... ben değişmiş miydim ki? başarabilmiş miydim? yönlerimi değiştirebilmiş miydim? ''asla'' işte o kadar acımasızdı herşey...
Umut benim için herzaman mavi bir renkti... mavi bir kapıydı belki... hayatım boyunca ona inanarak atlattım belki de herşeyi... ölümlerden çıkmam içindi belki o kapı... vazgeçtiğim şeylerden kaçmak için... belki daha iyi olacağına inanmak gibi. belki o gün, o gün geldiğinde yaşayacağım der gibi.. hayatı öteledikçe onun da ötelendiğini bilmek gibi.. ama hiç kaybolmamış gibi...
belki de gerçek denilen canavarlarlaydı tüm sorunlarım.. gerçek bana acı geliyordu... inanmak istemiyordum.. kendimi o gerçeğe çevirmemek için duvarlara vuruyordum her gece... sanki elimde kalan tek şey bu gibi anlamsızlaşıyordu herşey bir bir..
hayatın tekerrüründen nefret ettikçe buraya yazdım... hep problemlerim oldu onlar benim... ve her seferinde kendimi tekerrür ederken buldum duvarlarda çıkan izlerime baktıkça...
başarmak bu kadar zor mu diye sızlanırken buluyorum gecenin bu saatinde.. dün gece hiç uyumadığımı hatırlıyorum.. 40.saate dogru varırken.. sabah çalışacak olmak bile , başaramayacağımı kanıtlıyor yine yine yine yine...
yorulunca biter mi?
insan hiç yeter demez mi?
çok yorgunum halbu ki... 15 senedir uyumamış gibi.. eskimiş gibi..
Turgut Uyar geliyor en çaresiz kısmımda.... Geyikli gece'yi bilir misiniz?
''uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum...'' Şair burda kendi göğünü yırtıyor.. kendi kalbini paramparça ediyor...
çaresizlik?
öyle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder