Böyle oynardık ya o eski zamanlarda... bir- iki - üç ve tıp....Susmak bile bir oyun olurdu.. ancak bir tıp la susardı ağzımızdan cıkabilecek hersey..
şimdi hersey coktan "tıp" landı... konuşmaktan bir okadar uzak ruhlarımızla...
yıne herzaman ki metüst sözüyle başlayacagım : Baba beni başa sar ve biraz öyle dondur..
"biz hep sağlam sandığımız bir yer-şeylere sığınıyoruz.... biz hep biraz daha çekiliyoruz kabuklarımıza...biraz daha un ufak, biraz daha göçebe..ve hep ucube.. hiç te vaad ettikleri gibi değilmiş yeryüzü......."
sandım...
sandık...
birbirlerini seviyor gibi görünüyor insanlar..külkedisi, ayaklarına tam oturduğunu sanıyor cam ayakkabıları'nın ... oysa, arkadan vuruyor, sıkıyor..... bu yüzden çıkıyor teki....
sanıyoruz..
kanıyoruz..
biz artık her soruya geç'iz..biz artık her soruya geçiniz... ve her daim taşıyoruz pamukprenses'in yarısı'nı yediği o elmayı...
betonlaştık, kalın olduk...acılarımızda bile bir an olsun yoğunlaşamıyoruz artık... hiçbir cevap, hiçbir çözüm, bize iyi gelemez artık..oldu bittiye geldik.. olduk ve bittik...
hadi baba,beni başa sar ve biraz öyle dondur...
nereye cekersek oraya gidiyordu ya kelimeler... işte elde değildi, kelimeleri o yere cekmeden gecen zamanlar.. o huzursuzluk icinde, boylesine bir sorgulama icindeyken heleki... cıglık atıyordu kelimelerim.. inleye inleye..
gözlerim... gören gözlerim... bilen gözlerim cogu zaman... sonra görmezden gelen gözlerim... böyle yazmaya basladım ya şimdi... umay'ın isyanı geldi aklıma... diyordu ki: herkes bakmak istemişti gözlerime, nahhh baktırırım....
bu söz kafa kazınmıs olsa gerek ki, gönül gözüyle bakamayan insanların gözlerinin icine bakamıyorum o günden beri..
heleki sahteliğini görmek.. al bir yıkım daha sana..gecen yazıdan sonra..
pazar günleri kendinden sıkılıyor mu acaba... Bildim bileli haftanın en gereksiz günü oldu hep hayatımda.. Dün de öyle bir gündü işte.. neyseki dünde kaldı dediğim cinslerden... En azından simdilik gelmesine 6 gün kadar zamanım olan bir gün benim icin... Sevgililer gününü yakışır şekilde kutladım dostlarımın.. Yalnız dostlarımda vardı tabiki.. Onlar icin kaldırdım oturdugum yerden kadehlerimi evimde bir bir... işin ilginc yanı, dün aldıgım tüm yanıtlarda, tüm yazıslarda.. ne kadar ilginc ki herkesin agzından aynı kelimeler dökülüyordu... "hepimiz yalnızız be pelincik, pelin.. pelout,...."
zamanla daha cok kavranılan, yaşanılan, yaşatılan, dayatılan, yutturulan, tıka basa dayatılan, bogazdan sokulan günlerdeydik ne de olsa... ve nede olsa tarihi günler yaşıyorduk... cunkü hala yaşıyorduk... bir umutla...
"hafta yedi..gün, yirmidört..... yıl üç yüz altmış beş gün çeker.. çarp zamanı...bedeninle.. böl beynine, yüreğine... al, ömrün.. daha ertesi gün, daha ertesi gün.. yoo hayır... daha ertelenmesi mümkün değil ölümün, sus.. (metüst)"
ve baba, beni başa sar ve biraz öyle dondur... lütfen....
bugun diğer günlerden daha zor alışıyorum dünyaya... bugun biraz daha zor kabulleniyorum olup bitenleri.. son bikac gündür böyle aslında ruhum.. ama bugun sanki biraz daha fazla, derinden carpıyor köşelerime... neyi beceremediğimizi bile bilmiyorum.. bu sozun yanına devamına, bir argo sözde biliyordum aslında.. ama soylemek istemedim.. böyle kalsın.. hem kalıplara sokunca sıkılmasın kelimelerim.. olmasınlar benim gibi... özgür kalmalı.. özgür olmalı... benim olamadıgım kadar özgür olabilmeli tüm kelimelerim.. kimse elleyememeli dimi..
bloglar okuyorum.. bloglar inceliyorum.. en dostlarıma ait olanlardan.. ne ilginc.. ne kadar benzer karanlıklarımız diyorum her seferinde.. ama yine her birimiz birbirimizi anlamaktan ne kadar da aciziz..
bir mavra zaman'a isabet etti ömrümüz... yani öz'ün az kaldığı, rivayetin çoğaldığı zamana....
sonun başlangıcındayız... bir müddet sonra, belki rivayet sayılacak tüm bunlar.. öz bitmiş olacak, az'la yetinilecek... hayat bir masal mıydı?
san-ı-yor-dum..
san-mış-tım..
san-dım
haa bide in-san-dım..
masallarla büyütüldük,kolay oldu inanmamız.. büyüdük ve gördük ebemizin...
YanıtlaSilnese uykusuz, yorgun ve bitkinim.. başka sefer okumalıydım ama merak ettim okudum...
kafam gidiyor bugünlerde...